Kusursuzu Arayan Kusurlarla Dolu İnsanlar

Ne uzun listelerimiz var…

Boyu şu olsun, kilosu bu olsun, teninin, saçının rengi şu olsun… Erkeksi ya da kadınsı olsun ama yatakta tam tersi olsun. Sert baksın ama içi yumuşacık olsun. Yatağı çok iyi olsun ama bir tek benle yatakta olsun.

Olsun da olsun…

Ben çok süptilim, fiziğe hiç önem vermem; benle beraber ruhsal gelişim yolculuğumda bana yoldaş olsun…  Ama sürekli bir “olsun da olsun”!

Peki, sen nesin? Sen ne oluyorsun?

Bize hiçbir fayda sağlamayan, tam tersi; bizi en büyük hedefimiz olan mutluluktan (kendimizi gerçekleştirmekten) uzaklaştıran zırvalarla kafamızı ne çok dolduruyoruz! Doldurmak şöyle dursun, işliyor da işliyoruz. Bin bir emekle, kendimizi mutsuz edecek ve bu mutsuzluğu temas ettiğimiz herkese yayacak, çeyizlik on iki kişilik dantel masa örtüsü gibi, yıllar yılı işliyor da işliyoruz… Kendi kuyruğunu yiyen yılan gibi, kendi umutlarımızı, kendi zamanımızı, kendi hayatımızı; en basit ifadeyle kendi kendimizi… On iki kişilik o uzun masada tek başımıza oturmuş, afiyetle yiyoruz…

Bu hayattaki en büyük düşmanımızın kendimiz olduğunu daha önce söylemiş miydim? Düşünüp sorgulayan biriysen bunu çok önce kendi başına keşfetmişsindir…

Peki, buna bir çözüm de bulabildin mi? Belki sadece “sadeleşmek” olası tek doğru cevaptır… En azından seni yormaz; en yalın halinle, kendinle, kendi gerçeklerinle yüzleşmeni sağlar…

O halde sadeleş…

Kusursuz olmaya oynama. Kendine kusursuz olma misyonu biçmene gerçekten gerek yok… Kusursuz birini de, kusursuz bir hayatı da arama, öyle bir şey yok! Hayat bizden ve değişken heveslerimizden çok daha büyük bir denge üzerine kurulu. Sen de dengede durabileceğin şeyi ara, bul. Gerçek kusursuzluk bu büyük dengede saklı. Kusursuza en yakın şey, büyük resimdeki bu denge…

Sal kendini…

Sen kendini saldığında hayat öyle bir hafifleyecek ki… Havada süzülen bir kuş tüyü gibi tüm dünyayı dolaşacaksın… Ve sana bir şey diyeyim mi, kusurlarla dolu olmak sandığından çok daha keyifli ve rahatlatıcı bir şey. Zihnin çok daha rahat… Kendini yargılamalar yok, pişmanlıkların, hayal kırıklıkların yok, kendine ve karşındakine koyduğun imkansız hedefler yok, aslında var olmayan o mükemmele ulaşma hırsı yok, o hırsla kendini oradan oraya savurmalar ve dolayısıyla yorgunluk ve öfke nöbetleri yok…

Kusurlarını fark edememek fena… Kendi kendine cahil kalmak, kendine yabancılaşmak, hatta sonunda kendinin en büyük ve en acımasız düşmanına dönüşmek çok fena…

Bu yüzden…

Kusurlarını fark et, onlarla barış. Onlar seni özgürleştirecek gizli süper güçlerin. Onları sıkı sıkı bağrına bas. Dünyada en değerli şey zaman. Bunu, son derece göreceli olan kusurlara odaklanarak, “şöyle olsun”ları ararken ömrünü ve ruhunu tüketerek heba etme. Kendini kendinden ve beklentilerinden özgür bırak. Havada bir kuş tüyü gibi süzül… Yaşa… Gerçekten yaşa!

Dr. Androjen

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*