İlişkiler: Başlangıç Noktası

Kendinle kurduğun ilişki sağlıklı olmadan başkalarıyla sağlıklı bir ilişki kuramazsın, bunu fark et.

Her şey içeriden dışarıya yayılır. Ve ilk kurduğumuz ilişki kendimizle kurduğumuz ilişkidir. Varoluşumuzu fark ettiğimiz o ilk anda; anlamaya, tanımaya ve hissetmeye çalıştığımız ilk “şey” kendimizdik. Dünyaya geldiğin ilk zamanları hatırlamaya çalış… Hatırlayamıyorsan gözlemle… Bebekler dünyanın en ilginç şeyini izlercesine ellerini inceleyerek saatlerini geçirebilir mesela. Sen de bebekken ellerini inceler miydin? Ergenlikte bedenin ve zihnin değişir; tekrar anlamaya, tanımaya çalışırsın kendini… Kendinle ilgili fark ettiklerin de hissettiklerin de bu süreçte değişir, kısa bir anlığına belki de sessizleşir…

İlişki de ilişki olmadan önce, tıpkı bizim bireysel evrim süreçlerimizdeki gibi bazı evrim süreçlerinden geçer. Önce birini ya da bir kavramı anlamaya, tanımaya çalışırsın, ne hissettiğine bakarsın… Bu hisler ve “anladığın kadarıyla” tanıyıp tanımladıkların, o şeyle ilgili beklentileri ve hedefleri doğurur. Doğan bu beklenti ve hedefler, seni doğal bir şekilde belli davranış kalıpları oluşturmaya sevk eder. Bu süreçte cereyan eden -çoğu zaman karşılıklı- etkileşimse yine çok doğal bir akışta o kişi veya kavramla kurduğun ilişkiyi doğurur… Bu ilişki bir meta ile kurduğun ilişki de olabilir; örneğin parayla ilişkin nasıl? Ya da evcil hayvanınla, ailenle, arkadaşlarınla, sevgilinle, ya da daha süptil boyutlarda; doğayla, hayatla, Tanrıyla…

Aslında bu ilişkilerin çekirdeğinde kendimize duyduğumuz hisler, kendimizle kurduğumuz ilişki vardır. Başka varlıklarla kurduğumuz her bir ilişki, aslında kendimizle kurduğumuz ilişkinin bir yansımasıdır.

Kendini gerçek anlamda sevmeyi öğrenememiş biri, sevgiyi başka şeylerle karıştırabilir. Bu yanlış tanım da onu yanlış arayış ve beklentilerin peşine düşürebilir. Peki, peşine düştüğü o şeyi bulabilse bile bu onun ihtiyaç duyduğu, onu mutlu edecek doğru şey midir? Mutlulukla sürdürülebileceği bir şey midir bulduğu? Pek olası değil. Yanlış bir başlangıç noktası seni varmak istediğin yere ulaştıramaz. Sen sahilde güneşlenmek istiyorsun ama dağa tırmanmaya çalışıyorsun gibi bir şey bu… Gördüğün gibi, kendi doğruna -ve dolayısıyla mutluluğuna- ulaşmak için önce doğru bir algıyla kurduğun doğru bir başlangıca ihtiyacın var.

Sevmek gerçek anlamda içselleştirilmediğinde, bunun karşı taraftaki tezahürü tutku, cinsel çekim, bağımlılık, korku gibi hislerle yer değiştirebilir… Yani aslında sadece cinsel çekim duyduğun, tutku veya bağımlılık hissettiğin, kaybetmekten -ya da seni yalnız bırakmasından- korktuğun birini sevdiğini düşünebilirsin… Aslında bu gibi hisler sadece kendimizi o kişi üzerinden tatmin etmeye ya da kendimizi o ilişki üzerinden gerçekleştirmeye, tanımlamaya çalıştığımız; sevgiden çok farklı, yanıltıcı hislerdir…

Şimdi, ilişkilerin katmanlarını biraz daha fark etmeni sağlayabilecek bu bakış açısıyla, yepyeni bir değerlendirme yaptığında… Mevcut ilişkilerini bu bakışla yeniden düşünüp o ilişkilerin başlangıç noktalarına ulaştığında… Orada neler görüyorsun? İlişkilerini oluşturan parke taşlı yollarda tüm taşlar olması gerektiği yerde mi, yeniden gözden geçirmeye ne dersin?

Kendi varoluşumuz gelişmeye, ilerlemeye devam ederken, kendimize duyduğumuz hisler de, bu hislere bakış açılarımız da değişip dönüşmeye devam ediyorken… Her şeye tekrar farklı bir gözle bakmak için, içine dön… Ve bunu sadece her şeyin daha iyisini hak eden “kendin” için yap…

Elbette bu seyahatte bulduğun hazineleri benimle paylaşmayı da ihmal etme. Çünkü paylaşmak en gerçek zenginliktir. Kendinde bulduğun bu hazinelerin bana da kılavuzluk etmesini istersen, bana doktorandrojen@gmail.com adresinden ulaşabilirsin…

Dr. Androjen

 

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*