Röportaj: Ömer Tevfik Erten

Fotoğraf: Hüseyin Aldemir

Ömer Tevfik Erten Gezi parkı sürecinde translarla etkileşim içine girip ilk olarak 2013’te düzenlenen Trans X Turkey Kısa Film Yarışmasında kazandığı birincilik ile LGBTİ+ aktivizmine katkı sağlamaya başladı. Sonrasında film yerine fotoğraf sanatına yönelen Erten, “Trans Kimlikler” Projesinin ilk ayağı olan “Trans Evi” serisini hazırladı. Ardından da “Burçak” isimli serisini de ekleyerek Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi bünyesinde bulunan FUAM’da projesini maket kitap olarak hazırladı. Ömer Tevfik Erten şu sıralar “Yer var mı?” isimli çalışmasına odaklanmış durumda ve LGBTİ+ üzerine dokunulmayan noktalara dokunmaya devam ediyor.

Hazırlayan: İlker Bozkurt

Seni ilk olarak 2013 yılında gerçekleşen But Kısa Film Yarışması’na katıldığın “İsimsiz” isimli kısa filminle tanıdım. O gece ödül törenine ben de katılmıştım. Filmin 1. Olmuştu. Öncelikle bu filmi çekme kararından, çekim aşamasından ve ödül sonrasındaki geri dönüşlerden bahseder misin?

Filmi çekme kararım kendime ve topluma açılma sürecimle alakalı aslında. Kamu spotu olarak ‘Transfobi tedavi edilebilir bir hastalıktır’ mesajını veriyor. Ayta Sözeri ‘’ çok iyi bir film değil ama iyi, kendini geliştirmelisin’’ demişti.  Amatör ruhla yapılmış her işin öğretici ve kıymetli olduğunu biliyorum.  Ödülden sonra İstanbul LGBTİ Dayanışma Derneğinde gönüllü fotoğrafçılık yapmaya başladım.

Sinema ile ismini duymuş olsak da sonrasında fotoğrafçılıkla yoluna devam ediyorsun. Fotoğrafçılığa nasıl başladın?

Lisede başladı. Savaş karşıtı Genç Praksis edebiyat dergisini çıkartıyorduk arkadaşlarla. Okuldan sonra eğitim almaya karar verdim.  Teknik eğitimi özümsedikten sonra toplumsal belgeciliği üzerine çalışmak istediğimi anladım. Gezi’den sonra ilk  ‘’İsimsiz’’ filmi  ile üretmeye  başlamış oldum.

 

 

Taşın altına elini koyanlardansın. Aktivist yönün de göze çarpıyor. Türkiye’de konuşulmayan veya konuşulmaktan çekinilen, ötekileştirilen, önyargılarla tukaka etiketi vurulan, bir o kadar da nefretin, şiddetin, transfobinin, homofobinin hayatları altüst ettiği hatta yok ettiği bir konu üzerine çalışmalar yapmandaki sebep neydi? Başlangıç noktası neydi?

İlk başta ben de senin gibi değerlendiriyordum bu nedenle  “transevi” serisini hazırladım. Mağduriyet yaşadığımız apaçık ortada fakat bunun pornografisini üretmekten öteye gitmeyen bakış açımız, bizi ne motive ediyor ne de geleceğe yönelik güvenlik algınızı koruyor. Tekinsizleşiyoruz. İkili cinsiyetin bizi burada mağdur konumuna yakıştırdığını düşünüyorum.  Oysa ki bizlere mücadele etmeyi öğreten geçmiş deneyimlerimiz  şuan ki  bizi var ediyor. “Burçak” hikayesi bize bunu anlatıyor. Konu ne kadar  travmatik olursa olsun, hayatın akışkan ve değişken yapısını hatırlayarak tanık olduğum anları bir bütünün parçası olarak belgeliyorum. Çünkü var olabilmek için verdiğimiz mücadeleyi  önemsiyorum.

 

Çalışmalarının başta Trans kadınların hayatları olmak üzere LGBTİ+’lerle ilgili olduğunu görüyoruz fakat bunu ajite etmeden, doğal ve olduğu gibi sergiliyorsun. Sergilemiş olduğun fotoğraflarla insanlara neyi anlatmak istiyorsun?

Orhan Cem Çetin’in ‘’ Gerçeklik bir şeydir, algı her şey’’ sözünü anımsıyorum. Algımı mağduriyet politikasından uzak tutmaya çalışıyorum. Hayatın olağan akışı içinde hikaye nasıl anlatılır deniyorum, paylaşıyorum, açıldıkça şekilleniyor kendi formunu buluyor ve böylece bir sonraki projeyi doğuran yeni bir tartışma süreci başlıyor.

 

Mayıs ayında Galata Fotoğrafhanesi’ndeki “Burçak: Belgeler ‘17” isimli son sergini de geride bıraktın. Şimdiye kadar gerçekleştirdiğin fotoğraf sergilerinden nasıl geri dönüşler aldın? Nefret ve tehdit içeren geri bildirimler aldın mı?

Hayatımı zorbaların  etkilemesine izin vermiyorum ama bazen can sıkıcı şeyler yaşayabiliyorum.  2015 yılında ‘’transevi’’ sergisini açtıktan sonra İstanbul LGBTİ Dayanışma Derneğinden iki yöneticisinden serginin tüm haklarını derneğe devretmem konusunda baskı gördüm. Önüme bir sözleşme getirdiler ve o sözleşmede kendi fotoğraflarımı internet sitemde dahi kullanırsam derneğin bana maddi manevi tazminat davası açacağına yönelik bir madde olması kötü niyetli bir yaklaşımla karşı karşıya olduğumu gösterdi. İmzalamadım.  Hakaretler, tehditler eşliğinde sergi açtığım fuar ve müzeye yalan beyanda bulunup ‘’transevi’’ sansürlendi. Yani zar zor para bulup çalışırken bunlarla uğraşmak çok can sıkıcıydı. Daha sonra dernek başkanı Ebru Kırancı yaptığı zorbalık için benden özür diledi.  Geçtiğimiz  Mayıs ayında “Trans Kimlikler” projesinden “transevi” ve “Burçak” serilerini, Mimarsinan Güzel Sanatlar Üniversitesi bünyesinde bulunan FUAM’da maket kitap olarak hazırladım. Haziran Ayında  ‘Trans Kimlikler’,  Photography Center of Thessaloniki’nin 20 yıldır düzenlediği ‘’ASPECTS of BALKAN PHOTOGRAPHY: For a common narrative’’ sergisinde yer alacak.

 

Yaptığın çalışmalar sebebiyle ailen ve yakın çevrenden nasıl geri dönüşler alıyorsun?

Ailem ilk başta anlam veremedi. Sergiye davet ettim gelmediler, evde konusunu açtım konuşturmadılar,  ‘’iki tane travesti fotoğrafı çektin diye fotoğrafçı mı oldun’’ dedi ablam. Yani ne desem bilemedim.  Şimdilerde çalıştığım seriler hakkında konuşabiliyoruz.  Tabii düzenli gelir kaynağım olmadığı için endişe ediyorlar, başka bir konu hatta başka bir iş yapmamı istiyorlar. Kaos GL mesela, Onur Yürüyüşünü takip etmem için 50 TL veriyor. Haliyle başka işlerde para biriktirip yeni bir seri için kaynak oluşturmaya çalışıyorum. Bu güne kadar çalışmalarımın tamamını böyle  finanse ettim.

 

Son 3 yıldır Onur Yürüyüşlerinin engellenmesi, son dönemde Ankara Valiliği ile başlayan tüm LGBTİ+ etkinliklerine getirilen yasaklar. Eksiğiyle, fazlasıyla, doğrusuyla, yanlışıyla Türkiye’deki LGBTİ+ mücadelesini nasıl değerlendiriyorsun? Mücadelenin gittiği noktada umutların var mı?

Hareket uzun zamandır süregelen dernekleşme sorunu  üzerine çözümler bulmak zorunda artık. Tıkanıklığın sebebi yeni insanlara yer vermeyen, kişisel çıkarlarını dernek üzerinden sağlamaya çalışan kişilerin, birlikteliğe kapalı iktidar benzeri örgütlenme yapısından kaynaklanıyor. Trans alt kültüründeki anne-kız ilişkisi aktivizmde de  var. Anne, seks işçiliği ve dönüşüm süreci  hakkında deneyim sahibi olduğu için kıza koçluk yapar ve bunun karşılığında kızdan para alır. Haracını ödemeyen kızlar sokakta çalıştırılmaz, fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kalır.  Eylül Cansın’in intihar etmeden önce söylediklerini hatırlayın. Neyse ki yeni yetişen neslin ‘’Anne’’ ve hiyerarşik örgütlenme yapısına uyumlu olduğunu görmüyorum o yüzden umudum var, mevcut aktivizm biçiminin değişmesi  gerektiğini düşünüyorum.


Sinema ve belgesel çalışmaların var mı veya varsa devam edecek mi?

Var aslında ama bu koşullarda tek başıma yapabileceğim şeyler değil. Bu olana kadar kendi adıma elimden geleni yapıyorum. Elbette bir gün filme de zaman gelecek. O zamana kadar kendimi geliştirmenin yollarını arıyorum, deneyim biriktiriyorum.

 

Önümüzdeki dönemde planladığın yeni projelerin var mı?

“ Yer var mı?” serisinin kitabını yapmakla meşgulüm şu ara. Çeşitli mecralarda tanıştığım insanlarla “Yer var mı” sorusu üzerinden şekillenen ilişki biçimlerimizi anlatıyorum. Elbette kendi tecrübem fakat herkesin kendinden parça bulacağına inanıyorum. Yakın bir dönemde ön satışa başlayacağım. Yeri olan olmayan takip etsin.

11. SAYI

HOMOJENOku

İndir




Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*