Ayı Sözlük yazarlarından İtiraflar-8

Ayı sözlük yazarlarının itiraflarına 8. Bölüm ile devam ediyoruz. Tüm itiraflara buradan ulaşabilmek mümkün. Keyifli okumalar dilerim.

Hazırlayan: dark bear


uzun zamandır sözlüğe girmediğim için neyi yazdım neyi yazmadım artık karıştırıyorum. bunu daha önce anlattım mı bilmiyorum ama şimdi anlatasım var. iki yıl önce bir pazarcıya az kalsın aşık oluyordum. adamın tezgahından alışveriş yaparken kafamı kaldırdım, göz göze geldik ve öylece donup kaldık. hayır yakışıklı değil, kaslı ve seksi de değil. güneşten kavrulmuş koyu bir ten, cılız saçlar, kavruk bir adam işte. ikimizde de bir heyecan… alamadık gözlerimizi birbirimizden. tövbe estağfurullah! kimseyi işinden, ekonomik durumundan ya da statüsünden dolayı aşağılamam, küçük görmem ama aşk abi bu! bildiğin elim ayağım titredi adamın karşısında. hayır, bir anlık etkilenirsin, arzularsın, yatarsın geçer gider de bu başka. artık hep onun tezgahından alışveriş yapmaya başladım. ama bakamıyorum yüzüne, gözlerine doğrudan. resmen ilan ettim adama aşkımı. üstümden başımdan akıyor. gelse “eeeeeeee hadi ben de senden etkilendim, buyur!” dese söyleyecek sözüm de yok. aylarca pazara gitmedim bir süre. unutayım, unutsun diye. soğudu ara tabi. ama iki hafta önce bir uğradım, ben iyiyim. telaş, heyecan eskisi gibi değil ama onun durumu hâlâ fena!

filizku


 

basit bir telefon konuşması sırasında annemden telefonu alan yakın arkadaşı bana her zamanki gibi evlilik konuşması yaptı. birisiyle tanıştıracağından bahsetti ve bu durum beni çıldırtmaya yetti. birkaç dakikalık telefon konuşması oldu sana yarım saat. severim annemin arkadaşlarını deli doludur, iyi insanlardır ama bu konuyla kaçıncıya karşı karşıyayım. neredeyse tacize girecek artık. ama ne bilsinler. neyse konuşma uzadıkça annemi istedim ama anlattıkça anlattı. en sonunda müsait olduğunda annemle konuşurum diyerek kapatacakken neyse ki annemi telefona alabildim. annemde arkadaşından güç bularak, hafifi sitemkar bir şekilde bu konuda şaka ile karışık tam 1-2 kelime edecekken, bu sefer ben salvoları savurmaya başladım. türkiye’de evlenebilecek yapıda bir insan olmadığımı ve bu konuda beni başkalarıyla muhatap etmemesini söyledim. biraz sert kaçtı ama o anın verdiği duygu ile söyleyiverdim. yaklaşık birkaç saniye sessizlikten sonra annem olayı gülerek geçiştirdi ve nihayetinde telefonu kapattık.

onlarında bunu istemek hakkıdır elbette ama durum karışık işte. basmayın damarıma. annemin bu konuda salağa yatacağını bilir ama anlamamış olacağını düşünmem. şu an haksızlık ettiğim hissi ve vicdan azabı etkili olsa bile eninde sonunda bir adım atacaktım. benzeri şekilde medyada eşcinsellikle ilgili haberlerdeki tavrımdan ve evlenmek istemediğimi bilse bile bu adım baya bir net oldu.

bodurayi


 

babama benzemekten korkuyorum sözlük… onun gibi her şeye bağıran, öfkelenen bir insan olmaktan. son söyleyeceği şeyi ilk başta söyleyip insanları üzen sonra pişman olan… umarım olmam, tabi ki de bu benim elimde ama etkiliyor çokça. dışarda olmasa da anneme karşı bazen babam gibi davrandığım oluyor ve bu oldukça üzücü…

karpuzsever


 

çok özlüyorum;

bir sebeple iki yıldır görüşmediğimiz 16 yıllık eski dostumu,
bu sabah isveç’e giden sevgilimi,
üniversitenin ilk yıllarını,
izmir’i

seyidalidis


 

az önce markette alışverişe giderken sanırım 6-7 yaşında bir çocuk tarafından ötekileştirildim.

bundan 3 yıl önce severek aldığım bir tshirt’ü giydim ve köşedeki markete gittim. önce dışarda meyva sebze reyonuna bakındım sonrada markete girdim. marketin kapısı açılır açılmaz bir velet karşımda belirdi ve aramızda şu diyalog oldu.

ç:* bunları giyenler buradan alışveriş yapamaz
b: anlamadım?
ç: böyle renkli şeyler giyemezsin. olmaz.

ardından ben hafif bir tebessüm ve çatık kaşlarımla çocuğa bakakaldım. o sırada anası belirdi. pis bir sırıtışla, onaylar bir tavırla ve böbürlene böbürlene hiç bir şey demeden çocuğunu alıp dışarı çıktı.

hani bilsem ki halimden tavrımdan dolayı bunu söyledi hadi eyvallah. ama öyle olsam “15 sene sonra gel sana her yönden aydınlanma yaşatırım” diyeceğim çocuğa ama alakası yok. anası çocuğunun söylediklerini duyduğuna göre sırf bu tshirt’ü giydiğim için bana bunu reva görmüş herhalde. hani bu tshirt’ü giydiğimde zaman zaman abuk subuk bakışlara tabi kaldığımda bile karşımdakinin gözünün içine, kaşlarımı çatıp pis pis bakarım. anca ayaklarını denk alıyorlar. sonuç olarak böyle bakılacağını bilerek giyerim ve ona göre tavrımı koyarım ama burada söz konusu olan bir çocuk.

kendi açımdan bir sıkıntım yok. konu açıldığında efendi gibi tartışabilecek birisiyim ama asıl garip olan bu bakış açısının bir çocuğa öğretilmiş ve çocuğun şartlandırılmış olması ya da bunu böyle düşündürmesi.

söz konusu tshirt:

not: malum çocuklar bu yaşlarda hayal dünyası ve onun çevresinde oyunlar kurarlar ve zaman, mekan farkı olmadan böyle oynarlar. özellikle annenin tavrı bana bunu çağrıştırdı ama bu olaya şahit olan bir ebeveyn olsam durumu anlamak isterdim açıkçası. muhtemelen pasif agresif bir günümdeyim. haliyle konu eşcinsellik olunca söylenen her hangi bir şeyde algıda seçicilik devreye giriyor belki de.

bodurayi


son 1 ayda, hatta son 1 yıldır süren sürekli depresif-mutsuzluk ruh halini ilk defa bu gece hissetmedim, bir nebze de olsa o an mutluydum. bunun sebebi düğüne gitmem. ben ve düğün dünya üzerinde bir araya gelmesi çok nadir olan şeylerden. ne klasik halay vb. oyunlar bilirim, ne severim, hele de etrafta viyak viyak çocuklu, kalabalık, herkesin sizi izlediği yerlerden hoşlanırım. Söz konusu liseden en yakın arkadaşım olunca, mesafeler bile yalan oldu ve geldim, iyi ki gelmişim. hakikaten çok bir şey yapmasam da mutlu olduğumu hissettim.

eski-gerçek arkadaşlarınızın kıymetini bilin, onlar değer verin.

fatgalcga


 

köpeklerin yanında, insanların yanında olduğumdan çok daha mutluyum. ormanda baktığım 5-6 köpek var. en iyi dostlarım onlar.

canlılarla iletişimim sadece köpeklerle dostluk ve insanlarla seks ile sınırlı. ben köpeklerle otururken, karşımda tahta masalarda iki arkadaş baş başa söyleşip içenlere öyle özeniyorum ki… ben sadece birlikte olacağım kişilerle içerim. birlikte olmayacağım kişilerle içince de sıkıntıdan patlarım. sıradan konulardan konuşamam yıllardır. ortalama kişilerle (ki, aslında ortalama insanların sıcaklıklarına, farklı dürüstlüklerine, yani sadeliklerine gerçek bir sempati duyar, kalplerinin benden daha yüklü olduğunu bilirim) iletişimde boğulurum, o ortalama kişilerle rahatça sevişebilsem de…

derin entelektüel ve kültürel birikimi olan bir dost arıyorum. sempati duymanın ötesinde bir şeyler hissedeceğim biri… saygı gibi… hayranlık gibi… aşk gibi belki de. sekse doymuşum, o olmasa da olur. saygı ve aşk. buldum işte! eksiğim sadece bunlar!

fark ettik yazarken en azından derdimizi. “başlamak, bitirmenin yarısıdır” diyor sol framedeki bir başlık. sorunu da fark etmek halletmenin yarısı olsa gerek.

yolu yarıladım demek ki. ancak robert frost’un stopping by woods on a snowy evening şiirinden alıntı yapayım: “miles to go before i sleep”.

“yol gözümü dağlıyor” demeyeceğim (hayko cepkin’in kulakları çınlasın); yolun uzunluğu da, zorlu olması da gözümü dağlamıyor. gözümü korkutan yolda kimsenin olmaması.

Cute guy



eskiden hoşlandığım çocuk orospu olduğunu açıkladığında beni çok sevdiğini belli ediyordu. bana ‘ben buyum’ dediğinde sesi çok titriyordu. o gece son lafı, ‘bana orospu diyebilirsin ama orospu çocuğu diyemezsin’ oldu. evet ben bu olayda çok üzüldüm. bunu seçme şansı var mı yok mu bilmiyorum ama ben parasız kaldığımda orospu olmuyorsam, olunmaz herhalde.

tekyönde gördüm. ‘yanımda müşterim var’ dedi. ama öptü. müşteri helaya kaçtı. ben utandım ve ayrıldım. kulağıma ‘beni duygusallaştırma’ dedi. ‘seni olduğun gibi kabul ediyorum, yapacak başka şeyim yok’ dedim. aldı müşterisini gitti. mutluluk taklitleri ile. yüzündeki sahte gülümseyiş ile. o gülümsediğinde parlayan sahte zirkonyum kaplı beyaz dişleri ile.

onu görünce sadece üzülüyorum. içimde ne negatif ne de pozitif bir duygu var. her koyun kendi bacağından asılır.

uskumru


 

bir video izledim…

adamın birine araba çarpıyor. saatlerce yerde yatıyor ölü. gelen bakıyor, geçen bakıyor. acınası bir durum… sonum bu adam gibi mi olacak acaba? eteklerim açılmış olur belki. altıma giydiğim o çok sevdiğim gri iç çamaşırım gözükür soğuk asfaltta…

tabi ki böyle bir son değil beklediğim. neyse ülkemde hala insaflı insanlar var. neden ben de o ‘insaflı’ grubuna katılamıyorum.

sokakta çöp toplayan adama aşık olmuştum bir kere. ne kadar aptalım. hala aşkla şefkati ayıramıyorum.. yanından en seksi halimle geçişimde cinsel organına bakmadığımı hayal ediyorum.. bu dürtülerini tamamen nasıl silmiş olabilir? ikincisini düşünmek istemiyorum.. hayır hayır, elbetteki sıradan birini etkileyebilirim. gene küstah tavırlara bürünüyorum.. o çöp toplayan adam için ağladım.. ama yanı başımda ondan daha deli olan yaşlı amca o’na acımasızca tekmeler savururken sesimi çıkaramadım. uçurtma avcısı’nın emir’iydim. neyse ki bunların hepsi geride kaldı.

atancam ben


 

yalnızım be sözlük. öyle yalnızım ki etrafımdaki kalabalık boğuyor beni.. bir şeyler yapalım diyen her bir arkadaşımı boğasım geliyor.

ha bir yandan da mutluyum.

sürekli neredesin, kiminlesin, yanındaki kim saat 12 oldu eve dön artık laflarını ailemden dahi yememişken hayatıma giren insanların kendilerinde bu hakkı görüp uyguladıkları bir alan yok artık. ha bana bu şekilde davranmalarının da sebebi benim elbet biliyorum..

ama şöyle bir dönüp bakıyorum. ben ilişki insanıyım. ama uzun bir süre yalnız kalması gereken, ilişki insanı.

ahh sözlük hayat ve lezbiyen olmak.. işte bu ikisi bir arada yürütebilmek… fazla zor.

totem


 

göt kadar ilçede bile hafif şişman kpss mağduru abinin biri elinde eşşek kadar lgbt yazısıyla (tükenmez kalemle yazılmış) kütüphaneye gelip herkese açık tutabiliyorsa bazı insanlar çok cesur sözlük. imrendim sözlük.

octoberer


 

daha başıma ne gelebilir merak ediyorum doğrusu. hayatım ucuz türk dizilerine döndü. hep bir yalan, hep bir entrika. kime güveneceğimi şaşırdım. her zaman iyi ve dürüst bir insan olmanın doğru bir şey olduğu öğretildi bana. ama öyle değilmiş. keşke kötü bir insan olsaydım da yapılan haksızlıkları aslında hak ediyor olsaydım. en azından ‘ben bunları hak ettim’ derdim ama durum böyle olunca insana koyuyor. hep aynı soru geliyor insanın aklına. niye? tüm bunlara rağmen hala biraz olsun umudum var. sadece ‘hayatım bok gibi gidiyor ama ben bu adamı çok seviyorum’ diyebilmek istiyorum. çok mu?

smellycat


 

kendi kendimi mutsuz olmaya ittiğimi geç de olsa fark ettim sözlük. sonra da kendi kendime ”yapma” dedim. yorucu bir senenin ardından kısmen de olsa istediğim okula yerleştim, sevdiğim ve beni seven biri var.

duygusal açıdan doyurucu bir dönemde olsam da, o kadar alışmışım ki buhran ve sıkıntı içinde olmaya sanki öyle olmazsam hata edecekmişim gibi hissediyorum. daha doğrusu -dum. nankörlük etmemem gerektiğinin farkına vardım ve şu an bunun inanılmaz hafifliğini yaşıyorum.

uzun süredir (yaklaşık 13-14 yıl) beni sıkan sırrı (geyim) en çok sevdiğim ve bana her zaman değer verecek olduklarına inandığım varlıklara söyledim. annem ve ablama. gerçi iq seviyesi tavanda olan ablam ben söylemeden önce gayet öğrendi.

gerçekten çoğu kişinin hayal bile edemeyeceği derece olumlu tepkilerle karşılaştım. ne bir psikoloğa gitmelisin zırvasıyla ne de bunun tedavisi var saçmalığıyla karşılaştım. şaşırtıcı bir biçimde kolay kabullendiler. (tabi annemin aslında gayet normal erkeğe benziyorsun demesini saymazsak. sonradan; maskülenlik ve feminenlik kavramlarından girip heteroseksist düzenin çirkinliğine kadar her şeyi anlattım tabi.)

velhasıl, tüm bu iyi gelişmeler hayatımda olurken ve bir ay sonra başka bir ortamda baştan başlayacağım gerçeğinin heyecanı varken mutsuz olmamın saçma olduğunu anladım sözlük.

octoberer


 

biri var, acayip derece de etkileniyorum ondan; mimiğinden, gülüşünden, vücudundan tahrik oluyorum. öyle ki, instagram da, entrylerine, twitter da, sayfasına denk geldiğimde hızlıca geçmeye çalışıyorum onun bağlantılarını, yazdıklarını. yapmazsam biliyorum ki, önüne geçemeyeceğim bir umutsuzluğa sokacağım kendimi. şimdilik ismini vermek istemeyen izleyici modunda ona karşı hayranlık beslemeye devam edeceğim o da beni haberi olmadan tahrik etmeye.

porter


12. SAYI

HOMOJENOku

İndir




Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*