Armut yazdı: Koşulsuz sevgi

Öyle çok özlemişim ki klavye üzerinde parmaklarımı dolaştırmayı… Hepsinden önemlisi başka bir özlemimde köpekti. Küçüklüğümden beri evde hayvanlarım oldu. Balık, hamster, köpek, sokaktaki kediler, tırtıllarım, uğur böceklerim, kırkayaklarım, sümüklüböceklerim, kuşlarım.

Sanırım onların koşulsuz sevgisini çok sevdim ben, en küçükken bile. Ben içimden sevemiyorum, hep söylediğim bir şey bu. Yakın çevremde bilir. “Armut canım” diyen biri olunca kocaman açıp kollarımı göstere göstere seviyorum. Çok fazla suistimal edilmiş olmama rağmen (hem iş hayatında hem de arkadaşlıklarımda) “sevgi karşındakine gösterildiğinde kıymetlidir” diyorum. Sahi, karşımızdaki sevildiğini bilmediği sürece ne kadar seversek sevelim, ne değeri olabilir ki?

İşte bu yüzden hep evde bir hayvanım oldu. Terrierim 20 yaşında öldü, 7 ay önce kadar. O varken aynı zamanda bir Petshop’un önünden geçerken içimi cız ettiren Pug görmüştüm. Satıcı adama “neden bakmıyorsunuz bu hayvana, baksanıza ne kadar mahzun, belli ki derdi var” dediğimde “zaten ölecek ya, ne var? Ben onun kardeşlerinden parayı kazanıyorum” dedi, kanım dondu. Borç harç parayı denkleştirip aldım o yavruyu oradan. İyileştirdim, gençlik hastalığı tedavilerle, şaşılığı egzersizlerle geçti. O zaman gördüm ama fark edemedim “sevginin”’ her şeyi güzelleştirdiğini.

O da ensefalit diye bir hastalığa yakalandı. Anne sütünü yetersiz alan bütün yavrularda olurmuş. Daha çok rant sağlamak için en bebekken anne altından alınan yavrular, kağıt dolu o camekanlara tıkılıyor anlayacağınız. Oğluş benimle 10 ay yaşadı. 1 Yaşına gireceği zaman öldü. Öyle ağladım ki, hala içim acır.

Bütün bunları neden anlattığıma gelince…

Bu olayların üzerinden seneler geçti, 2 haftadır bir oğluşum var. Yeni taşındığımız evde, sevgiliyle yürüyüşe çıkalım fikrimiz sonucu bir petshopta ortalarda dolaşan köpek gördüm. Öyle sevecendi ki…

İlk sahibi sadece çişini bilmiyor diye dövüp duruyormuş, en son “al sat bunu, benim sana olan borcumu kapatayım böylece” demiş…

Ben gittim, geldim… Pug isteyen ben, öyle üzüldüm ki yavruya. Çünkü biliyorum, köpekler büyüyünce satılmıyor, o petshoplarda aşıları tam yapılmıyor. Bir akşam balık seven sevgiliye iki japon aldım. Sonraki gün bir Betta gördüm, morumsu bir renkte çok pis bir suyun içindeydi. Kıyamadım onu da aldım. Sonra bir baktım ki bizim Japonların ardından bir tanesi tek başına akvaryumun içinde, pek mutsuz, onu da aldım. Bettamız şimdi saks mavisi bir renkte. Japonlar yem saatlerini biliyor ve sesime tepkiler veriyor, sevgilim parmağını sularına soktuğunda parmağını tutup bırakıyorlar. Öyle güzelleşti ki renkleri…

İşte tam da o an farkına vardım, gerçekten koşulsuz sevginin her şeyi değiştirdiğinin…

Sonra o kuçuyu bir gecelik misafir etmek istediğimi söyledim, bir yandan da korkuyorum sahibi tekrar geri alır da döver diye.

Daha 4 aylık bir bebek, 2 aydır o dükkanda, demek ki 2 aylıkken bu yavru dayak yiyordu. Düşündükçe huzursuzlanıyordum.

“Sevgilim biliyorum köpek almak istemiyorsun, olursa Pug alırız onu da biliyorum ama bu akşamlık misafir olsun bari” dedim, kıramadı yine. Hemen ardından şart geldi “yatağa giremez ama haberin olsun!”

Koşa koşa gittim aldım, güle oynaya geldi kuzu. Evde peşimden ayrılmadı. Sürekli yanımda, boynumda, elime koluma dolanıyor. Şimdi sevgili sen bu satırları okurken muhtemelen evde terlikle kovalayacaksın beni ama itiraf etmek zorundayım! O köpeği ilk geceden yatağa ben alıştırdım!

Baktım uyuyor, kucaklayıp yatağa götürdüm, hemen yastığıma kuruldu, uyudu. Sonra sevgiliyi çağırdım “Aşkım baksana yatağa yatmış nasıl uyuyor” dedim. O gece benim sağ tarafımda yattı, ağladı sık sık rüyasında.

Sonra geri veremedik.

Aldık yeter ki o dükkana, o sahibe geri dönmesin dedik. Veteriner kontrolü, mama alışverişi derken dünyanın en keyifli anlarını paylaştığımız koca kalpli küçücük bir köpeğimiz oldu. Şimdi sevgiliyle ikimizin arasına girip yatıyor, kuyruk sallayarak uyuyup, suratımızı yalayarak uyanıyor.

Sadece sevgi ve yumuşacık bir ses tonuyla “otur, pati ver, çak, getir” komutlarını öğrendi. Çişini de yavaş yavaş öğreniyor.

Gören herkes “Çok mutlu görünüyor bu köpek” diyor ama en önemlisi gene uyurken, gündüz uyanınca bize sevgiyle bakıyor. Şimdi diş çıkarmaya başladık, o yüzden şurup kullanıp biraz da ortalığı kemiriyoruz ama onun dışında keyfimiz pek yerinde.

İlişki mi?

Çok kıskanç bir yavru olduğu için o uyudukça sevgiliyle özlem giderebiliyoruz. Ayrıca sorumluluk sahibi olmanın, “sen- ben” değil “biz” olmanın gerçek duygusunu hissediyoruz üstelik iliklerimize kadar.

Şimdi sevgilimi “daha çok sevemem” dediğim dönemi geride bırakıp “sanırım daha fazla aşık olamam” dönemine geldim. O yumuşak, şefkatli tavırları, alışverişe çıktığımızda “Aşkım oğlanın diş çubuğu bitti, top mu alsak?” cümleleriyle pekişen aşkım alevlendi epeyce.

Eğer İssos karşımıza çıkmış olmasa ve hikayesini bilmeseydik barınağa gidecektik. Şimdi mi? Oğluşumuza bir kardeş düşünüyoruz bir barınaktan. Yeter ki sevelim. İstedikleri şey bu, verdikleri ise paha biçilemez…

5. SAYI
HOMOJENOkumak İçin Tıklayın!
İndirmek İçin Tıklayın!




Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*