Röportaj: Ayşegül Aldinç

Ona baktığımızda hem tepeden tırnağa gözümüzü alan ulaşılamaz şuh bir kadını, hem de mahallenin sevilen en tatlı ablasını aynı bedende görürüz. O hem uzakta parlayan en parlak yıldız, hem de elimize uzatsak dokunabilecek kadar yakın bir ışık kaynağı gibidir. İlk 45’liğini Mehmet Teoman’la birlikte 1978 yılında dolduran Ayşegül Aldinç, İrlanda’nın Dublin kentinde yapılan Eurovision Şarkı Yarışması’nda Türkiye’yi, Modern Folk Üçlüsü ile birlikte seslendirdiği Dönme Dolap isimli şarkıyla temsil ederek asıl çıkışını yaptığı 1981 yılından bu yana hep müzik dünyasının en dikkat çeken ve ayrıcalıklı isimlerinden biri oldu. 1988 tarihli “…Ve Ayşegül Aldinç” adlı ilk albümünden itibaren gerek yaptığı albümler, çektiği klipler, söylediği şarkılar gerekse imajıyla hiçbir zaman sıradanlığın yanına yaklaşmadı, hep özgünlüğün ve yeniliğin sınırlarını zorladı. Türk pop müziğinin en cesur kadınlarından oldu hep. Seksapelini kullanmaktan çekinmedi ama bunu yaparken zarafeti hiç elden bırakmadı. İnsanların aklında hep hayranlıkla adı anılan bir Ayşegül Aldinç imgesi oluşturdu. Şuhluğu ve sevimliliği, asaleti ve muzipliği, erotizmi ve masumiyeti, cool olmakla ve samimiyeti aynı bünyede ustaca taşıyan nadir kişilerden olan Ayşegül Aldinç, on parmağında on marifet kişiliğine seramik sanatçılığını, oyunculuğu, yazarlığı, şarkıcılığı ve daha bir dolu hüneri sığdırabilmiş ve elini attığı her işe Ayşegül Aldinç imzasını atabilmiş bir sanatçı. Bu açıdan benim diyen sanatçı adayları için bakıp feyz alacakları bir kitap gibidir. 1978 yılından bu yana toplam 5 adet 45’lik ve tekli ve 6 albüm çıkaran, arada çeşitli saygı albümlerine yorumuyla katkıda bulunan, filmler ve dizilerle hayatımıza oyuncu olarak da adını yazdıran Ayşegül Aldinç, 2016 yılını 16 yıl aradan sonra çıkardığı Sek’iz albümüyle taçlandırdı. Bu öyle bir albüm ki, rafine şarkılardan bir müzik albümü olmasının yanı sıra, Ayşegül Aldinç’in yeni kuşak sanatçılarla müthiş uyumlu ortaklıklarla tadına doyulmaz bir başyapıt oldu. Adeta sesine, yorumuna hasret kaldığımız yılları bir çırpıda siliveren bir albüme imza atan Ayşegül Aldinç, bu vesileyle Homojen Dergi’nin bu sayısına albümü ve keyifli söyleşisiyle konuk oldu. O halde yerleştirin Sek’iz albümünü CD çalara ve sıcak bir kahve eşliğinde Ayşegül Aldinç’e kulak verin, size diyecekleri var.

Hazırlayan: Tunca Tutkun

 

16 sene dile kolay. Aradaki teklileri saymazsak, son albümünüzle bu albüm arasında uzun bir ara var, ancak bu albüm gerçekten 16 yılı bir kalemde silip atan ve sanki siz 16 sene değil de 2 sene ara vermişsiniz gibi hissettiren, bence 2016’nın en iyi albümü oldu. 16 sene sonra bu albüme başlamanızı sağlayan süreç nasıl oldu? Kim girdi kanınıza yeni albüm için gidip teşekkür edelim ona.

Çalıştığım ekiple böyle bir karar aldık. Her bir aşamasında zaman zaman zorlanmamıza rağmen kararlılıkla, durmaksızın ilerleme kaydettik. Sonuç hepimizi mutlu etti açıkçası. İyi ki yapmışız.

 

Klasik sorulardan biridir ama madem söyleşi yapıyoruz, bu albümün künyesinden bahsetmeli. Kimler neler yaptılar bu albüme katkı için?

Bazıları da “O kadar ismi nasıl bir araya getirdi?” deyip hayret etmekte… Kenan Doğulu’dan Göksel’e, Mabel Matiz’den Gökhan Türkmen’e ve Eflatun’a kadar…

 

 Kartonet içinde birlikte fotoğraflarınız var.

Kenan; canım benim o kadar çok takdirle seviyorum ki.  Kendi albümü için sakladığı şarkılarını bile serdi önüme… Mabel başlı başına bir derya. Benim Mabel Ödül’üm o 🙂  Göksel keza öyle, yetenekle estetiğin birleştiği müthiş bir kadın… Gökhan Türkmen’e, müziğine hayran olduğum kadar varmış. Ailecek muhteşem insanlar… Eflatun’la hep kavlimiz vardı bir türlü kısmet olmadı ama olunca da en iyisi oldu. Şarkılar da zamanını bekliyor demek. Yüksek Sadakat’e bayılırdım, harika bir şarkıyı emanet ettiler bana. Başta Kutlu Özmakinacı olmak üzere hepsini çok seviyorum. Nada sürprizli bir ikili ve çok yetenekliler. “Gör Beni” şarkıları albüm yapmayı kafama koyduğum dört yıl önce benim için yaptıkları bir şarkı idi. O kadar çok seviliyor ki bu şarkı… İyi ki varlar. Ve Harun Tekin; o da benim Superman’im. Sahnede Superman özel hayatında Clark Kent’sin sen derim. Birbirimize hayranlığımızı seviyorum:)

 

Albümde dikkat ettiğim, her sanatçının kendi dokunuşunun hissedildiği şarkılar bir bütünlük içinde. Yani Unutamadım’ı dinlerken bir Göksel havası alıyorsunuz, ya da Seni Sevmek Var Ya’da gözünüzü kapattığınızda Eflatun geliyor akla. Hiçbir şarkı diğerine benzemiyor ama çorba da olmamış. Bu bütünlüğü nasıl başardınız?

Daha önce çalışmadığım müzisyen dostlarımla çalışmayı tercih ettim her şeyden önce. Ayrıca albümdeki isimlerin tarz olarak daha alternatif kafalı müzisyenler olmasına özen gösterdim. Kenan Doğulu’nun ve Harun Tekin’ın şarkılarında elektronik bir sound’a yelken açtık mesela. Daha önce denememiştim. Nada’nın şarkısı çok önceden beri bendeydi. Bir ara, “Sek’iz”den daha alternatif sularda yüzen bir albüm yapma fikrim vardı. “Gör Beni” o günlerden kalma. Çok seviyorum o şarkıyı. Eski şarkılarımdan “Gözlerin Su Yeşili” gibi o da içinde bulunduğu albümde son derece farklı ve özel bir yerde duruyor. Kenan’la çok önceden beri birlikte çalışma düşüncem vardı. “Tutamıyorum Zamanı”yı neden ben söyleyemedim diye üzülmüşümdür hep. Şimdi “Kendisi”ni okumak kısmet oldu.

 

Son zamanlarda sanatçılar albümlerinde düet yollarına gitmeye başladı. Bu tür müzik ortaklıklarını çok değerli buluyorum sanatçı dayanışması açısından. 90’lardan beri özlem çektiğim bir şey benim şahsi olarak.Özellikle sizin gibi bu meslekte üstatlar arasına girmiş sanatçıların yeni nesil sanatçılara desteği bir müziksever olarak beni de çok gururlandırıyor. Bu albümdeki düet fikirleri nasıl oluştu? Neden artık sanatçı dayanışması kalmadı günümüzde?

Birlikten kuvvet doğar bunu biliriz.  Her şey fikir olarak doğar önce; uygulama kısmı cesaret ve kararlılık ve tabii ki yaptığı işe ve kendine güven ister. Bu dinamiklerin hepsini birleştirebildiğimiz bir proje oldu Sek’iz… Fikren ve fiziken emeği geçen tüm dostlara selam olsun. Bireysellik o denli egemenliği altına almış ki bünyelerimizi, dayanışmak fantezi bir kavram olarak yer almakta özellikle müzik dünyasında. Aksini yaşama geçirebilen kategoride yer almış olduk. İş ve gönül birlikteliği yaptığım bu değerli arkadaşlarımın hepsi su katılmamış ve iz bırakmış, bırakacak değerdeler. Onun için adı bu albümün adı Sek’iz…

 

Albüm çıkalı birkaç ay oldu ve mutluyum ki albümünüz dışarıda yürürken şarkılarını duyduğum tutan bir albüm oldu. Siz mutlu musunuz gidişattan, albümün gördüğü ilgiden? 

Günümüz koşullarında emeklerimizin karşılığını alabilmek müzik dünyasının daha ferah koşullarındaki geri dönüşlere oranla daha güç takdir ederseniz. Tüm bunlara rağmen emeklerimizin böyle yüksek bir beğeni ile karşılık bulması ve geniş bir dinleyici kitlesine ulaşabilmemiz beni ve projeye emek veren gönül dostlarımı gayet iyi hissettiriyor.  Durmak yok kaygan zeminlere rağmen yola devam:)

 

Arada oyunculuk, yazarlık gibi başka dallarla ilgilendiniz bu 16 senede. Bir de sizin seramik sanatçısı olduğunuzu da biliyoruz. On parmağında on marifeti on yıldızla yapabilen sanatçılardansınız. En çok hangisini yapmaktan keyif aldınız?

Hangisi ile uğraşıyorsam o sıra hep onun hakkını vermeye gayret ettim. Ve ne mutlu ki hep olumlu geri dönüşler aldım. Birbirinden ayıramıyorum doğrusu.

 

Sosyal medyayı iyi kullanan sanatçılardansınız. Bu konuyla ilgili bir soru sormak istiyorum. Sosyal medya öncesinde sanatçı ulaşılmaz gelirdi ve ne yapacağı merakla beklenirdi. Bir büyüsü vardı demek yeridir. Oysa şimdi sanatçılar fanlarıyla tam bir iletişim halinde ve nerdeyse albümü hayranlarının isteğine göre çıkaracak hale geldi. Yani artık yapılan iş daha öncesinden biliniyor, bütün toplum bir fokus grubu olmuş durumda şarkıların tutup tutmayacağını önceden kestirmek için. Bu sizce bir avantaj mı dezavantaj mı?

Avantajlı yanları da dezavantajlı yanları da var. Avantajlı yanı geri bildirimin güncel koşullara taşınabilmiş olması. Dezavantajlı yanı ise eleştiri mekanizmasında kullanılan dilin bazen sadece yaptığın işe değil, şahsi algılara taşınması. Bu birbirine karıştığı zamanuygun bir dille sen de karşılık veriyorsun. Bu tercihe bağlı, yok sayabilirsin. O anki meşrebin kararı belirliyor açıkçası:) Hakaret mekanizması devreye girdiğinde hemen hiç vakit kaybetmeden avukatıma havale ediyorum.

Dijital dünyada manipülasyon olduğunu düşünüyorum açıkçası. Az’a “nereye gidiyorsun?” diye sormuşlar, çoğun yanına demiş. Hakikaten bir şarkı çok tıklandığında “Aa bu iyidir” diye düşünenler var. Bir grup dinleyicinin de kendine ait beğenisi yok; öneriler üzerine müzik dinliyor. Türkiye için konuşmuyorum sadece, tüm dünyada böyle. Öyle olmasa “best-seller” diye bir şey olmazdı, listeler olmazdı. Onlar da yönlendiriyor ve bu da bir manipülasyon. Bazen hak ettiklerini düşünmediklerin de hak ediyormuş gibi dolaşıyor ortalıkta.

Son derece haklısın…  Bu ‘az’a nereye demişler çoğun yanına’ lafı çok doğru bulduğum ve sık sık kullandığım bir laftır. Manipülasyonun önüne geçilemiyor maalesef. Organik olan ne kaldı ki günümüzde zaten.  Aşklar bile öyle değil artık.  Best-seller kafası psikolojik olarak alıcıyı yönlendiriyor. İşine güveniyorsan zamana yayılan bir ivme ile sana doğu bir biçimde geri dönüyor. Günümüzde pazarlamanın önemini de bu anlamda hesaba katmamız gerek şüphesiz.

 

Bundan sonraki süreçte bizi sizinle ilgili neler bekliyor? Konserler, klipler… 

Albümümdeki şarkılarımın hepsine güveniyorum. Olabildiğince kliplendirmeyi düşünüyorum.  Konserler iptal ya da ertelemeye uğradığında bununla baş edebileceğimiz bir düzlem oluşamadı hali hazırda. Ki bu sahne sanatlarının, sanatın karşılaştığı ortak bir engel. Ama dediğim gibi durmak yol yola devam:)

 

Ayı Sözlük Türkiye’nin ilk LGBTİ sözlüğü ve aslında birçok şeyin de ilkini başaran bir sözlük. LGBT bireylerin hem kendi sorunlarını hem de memleket meselelerini rahatça tartıştığı ve LGBTİ olmayan bireylerle de medenice paylaşımlarda bulunulan bir platform oldu. Bu açıdan amacımız stereotip LGBTİ tanımını değiştirmek ve LGBTİ’lerin de cinsellik dışında düşünceleri olduğunu göstermek bir yerde. Bu platformdan daha önceden haberiniz var mıydı? Ya da yazarlarımıza söylemek istediğiniz mesajlarınız var mı?

“Herkes kendi kapısının önünü temizlerse bütün şehir temiz kalır” diye bir laf var. Bireysel çabalarımızla doğru bildiklerimizi paylaşmaya devam. Dediğim gibi durmak yok…

 

İnsanlar sinema ve müzik dışında tiyatro yaptığınızı da düşünüyor. Sanat yaşamınızda tiyatroya yeşil ışık yakmanız söz konusu mu?

Evet, çoğu kişi benim tiyatro yaptığımı sanıyor. Oysaki iyi bir seyirci olmanın dışında bilfiil tiyatro ile ilgili bir çalışmam yok. Bana yakıştırılıyor olması memnuniyet verici şüphesiz. Müzik dünyasından daha çok tiyatro dünyasından dostum, arkadaşım var; bu da bu algıyı pekiştirmiş olabilir.Tiyatro çok farklı bir disiplin ve süreklilik gerektiriyor. Ne koşulda olursa olsun perdeni açmalısın. Kaldı ki günümüz koşullarında önce sanat darbe alıyor ne yazıktır ki.  Sanatın iyileştirici gücünü yok saymak akılla açıklanabilir bir durum değil.

 

Ayşegül Aldinç denince akıllara “zor kadın” imajı geliyor. Bunu neye bağlıyorsunuz? Bu durum ilişkilerinize olumlu veya olumsuz şekilde yansıdı mı?

Zor demeyelim de detaycı diyelim:) E bunca yılın deneyimi ve sezgiselliği ile kendini oyun hamuru gibi ellere bırakabilmek pek mümkün olmuyor çoğu zaman. Kontrolfrilikten bunalıp bıraktığım zamanlar da oldu. Sonuç başkaları açısından gayet güzel geri bildirimlerle gelişse de. “Şunun şurası şöyle olsa daha mı iyi olurdu” duygusu insanın yakasını bırakmıyor. Kabul ediyorum bu durumun yorucu olduğunu. Bundandır belki “zor” algısı. Bir de zamanla size yakıştırılan sizi sizden alıp farklı platformlara taşıyor. Bir kişi hakkındaki algımızın  %50 si onun bize hissettirdiği ise, diğer %50 si bizim ona yakıştırdığımızdır. Bunu da unutmayalım 🙂

 

Ülkemizdeki ötekileştirme ne yazık ki sanata ve sanatçıya kadar uzandı. Bu konu hakkında neler düşünüyorsunuz?

Derin kaygılar içerisindeyim bu durumla ilgili. Üstelik bu kaygı gelişen mi desem, gelişmeyip yerinde saydırılmaya çalışılan mı, yoksa geriye giden koşullarla mı ilgili olarak gün geçtikçe artıyor yazık ki.

 

Türk pop müziğinin duayeni olarak geçmişten bugüne Türk pop müziğinin geldiği yer hakkında düşünceleriniz nedir?

Bu başlı başına bir tez konusu. Özet geçecek olur isek; yaşama dair hemen her şeyin çabuk tüketilmesine bağlı olarak kalite faktörünü yitiren bir ivme seyretmekte. Müzikseverlerin eski şarkılara yönelmesi ya da bu tınıları taşıyan şarkıları farklı bir yere koyması (Bir Tek Gördüğüm’deDurum Leyla’da, Seni Sevmek Var Ya’da ve Sek’iz albümümün diğer şarkılarında da olduğu gibi) toplumca ve gittikçe kaybettiğimiz sıcaklığı bu tınılarda aramasının nedeni de budur diye düşünüyorum. Filmler ve dizilerde de bu gereksinimin izleri var. Hatırası olan ya da bize ihtiyacımız olan duyguları taşıyan şarkıları duyduğumuzda daha bir çekiliyoruz seyrettiğimizin içine.

 

Beğendiğiniz yerli ve yabancı şarkıcılar kimler? Kendinize örnek aldığınız müzisyenler var mı?

İşini dürüst ve samimi bir biçimde yapagelen her müzisyenin gönlümde yeri ayrı. İsim veremeyişim politik olma arzumdan değil.Cevabım bu şekilde algılanmazsa sevinirim.

 

 Gökhan Türkmen ile yaptığınız düet büyük beğeni kazandı. Birlikte düet yapmak istediğiniz başka sanatçılar var mı?

Gelişen koşullarla eşini buluyor insan.  Yukarıda söylediğim gibi sanatına, kişiliğine (ki bunlar bende birbirinden ayrılmaz iki çok önemli faktör) saygı duyduğum sanatçı dostlarımla herhangi bir sebepten bir arada olmaktan mutluluk duyuyorum.

 

Ülkemizde eksik bırakılan LGBTİ hakları, LGBTİ bireylerin yok sayılması konusunda düşünceleriniz nedir? LGBTİ hakları ile ilgili bir projede yer almak ister miydiniz?

LGBTİ’leri gönülden destekliyorum. Kafama yatan bir proje olduğunda desteğimi esirgemeyeceğimden kuşkunuz olmasın:)

 

Eşcinsel sanatçılar nedense “açılmak” konusuna pek sıcak bakmıyorlar. Eğer eşcinsel olsaydınız, Türkiye’de yöneliminizi açıklar mıydınız? Böyle bir durum olsaydı hangi ülkede yaşamak isterdiniz?

Bu şüphesiz kişinin kendi tercihi doğrultusunda kendi vereceği bir karar. Buna karşın ülke koşulları değil şimdiki, evvel ezel kişinin tercihlerini istese de açıklayabileceği bir platform sunmuyor. Bu da açıklamayı tercih etmek istemeyenler açısından anlaşılabilir bir durum gibi görünüyor. Buna rağmen kimin ve neyin ne olduğunu bildiğimiz durumlarda bu, durumu bilen kişi açısından “kandırılmışlık” duygusu uyandırıyor. Eşcinsel olduğunu bildiğimiz bir sanatçının kliplerinde karşı cinsle cilveleşmesi pek inandırıcı gelmiyor. Dedim ya ikiyüzlülük bizde alışılagelmiş bir durum.

 

Sesiniz kulağa her zaman harika geliyor. Sesinizi korumak adına ekstra bir şey yapıyor musunuz?

Çok özel şeyler değil yaptıklarım. Ara ara ses egzersizleri… Bir de gürültülü ortamlarda bağır çağır konuşmak iyi gelmiyor sese…

 

Sevmediğiniz insanlar ve durumlarla karşı karşıya kaldığınızda bu durumla nasıl başa çıkıyorsunuz?

Çoğu insandan farklı değil tepkilerim. Önce beynine bir şey indirme ihtiyacı 🙂 Sonra kendini sakinleştirip akıl yoluna başvurmak şeklinde seyrediyor.  Olabildiğince sevmediğim insanlarla bir araya gelmemeye gayret gösteriyorum. Ama “keçinin sevmediği ot burnunun dibinde bitermiş” sendromu ile karşılaştığım zamanlar da oluyor tabii:)

 

Hayata dair aklınıza takılan hiç ukdeniz var mı? Keşkeleriniz var mı?

Geriye bakmayı sevmiyorum. Geçmişteki hoş olmayan anıların insanı aşağı çektiğini düşünüyorum. İleri bakmak insanı daha dinamik ve sağlıklı tutuyor. Gelecek endişelerimizin arttığı günümüz koşularında bile umuda sarılmakta yarar var. Umuttur insanı ayakta tutan zira. İnsan öleceğini bilen tek canlı. Buna karşın bu, sıkça aklımıza getirdiğimiz bir konu değil. Öyle olsa yaşayamazdık.

6. SAYI

HOMOJENOku

İndir




Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*