Röportaj: Barış Kömürcüoğlu

2003 yılı TV dünyamızda müzik yarışmalarının atası sayılan bir yenilik getirmişti hayatımıza. Realite show yarışmalarının alabildiğine yaygınlaştığı 2000’lerin başında, Türkiye Popstar adında, müziğe yeni Popstarlar kazandırma amacıyla yola çıkan ama müzikten daha fazlasını vadeden yarışma, o yıl adeta fenomen oldu ve tüm yarışmacılar adeta kendi hayran kitlelerini oluşturdu. Evet müzik yarışmaları yapılmıştı 90lar dönemi boyunca ama aslında formatı yabancı olan bu yarışma kadar bu denli büyük etki yaratan bir müzik yarışması olmamıştı, çünkü içinde müzik, şarkılar, jüriler ve müzik aşkıyla yanan yeni isimler kadar aşk, hayat, tutku hikayeleri de vardı. Bu yarışma, jürileri ve yarışmacılarıyla çok tartışıldı, çok konuşuldu, yarışmacılar çok merak edildi, her hafta eleme heyecanlarını soluksuz izledik, elenen isimlere üzüldük ve kazananlara sevindik. Böylece bu yarışma her şeyi başlatan ilk yarışma olarak TV tarihine geçerek diğer muadil müzik yarışmalarının önünü açtı. Tabi ki yarışma kadar bu yarışmaya katılan isimler de bütün müzik yarışmasına katılanlar içinde ilk oldukları için ayrı bir önemde oldular. Kimi yarışma sonrası aktif müzik yaşantısını bıraktı, kiminden hiç haber alınamadı, kimi yarışmanın getirdiği popülariteyi ve tanınmayı sürdüremedi, kimileriyse –ki bu söyleşinin konuğu oldular kendileri- müzikle bağını sahneler, albümler ve teklilerle sürdürmeyi ve hala faal olarak müzik dünyasında var olmayı başarabildi. Bu kadar uzun girizgâh, o yarışmanın en dikkat çekici isimlerinden olan ve birinciliği kaptırsa da adını her geçen gün daha fazla duyurmayı başaran, benim o yıllarda kurabiye sesli diye tabir ettiğim yarışmanın en güçlü isimlerinden Barış Kömürcüoğlu içindi, ben de hazır bu sene için de çıkardığı Bi’Daha teklisinin dumanı tüterken onunla gelmişi, geçmişi ve şimdiyi konuştuk.

Röportaj: Tunca Tutkun

Öncelikle hoş geldin ve bu söyleşi için teşekkür ederim. Yıllardır konuştuk konuştuk, nihayet Bi’Daha coverı sayesinde gerçekleştirebildik. Şimdi seninle 16 yıl ve ötesini ve bugünü konuşmak istiyorum. O yıllarda çok fazla bu sorulara muhatap olmuşsundur gerçi ama Homojen dergi için bir kez daha söyler misin yarışma öncesindeki Barış nasıl biriydi, müziğe ilgin nasıl başladı ve ne zaman tamam bu benim mesleğim olacak dedin? Ve şimdi 16 yıl sonra Barış’ta neler değişti? Neler aynı kaldı?

Hoş bulduk sevgili Tunca. Ben de sana teşekkür ederim yıllardır süregelen desteğin için… Ben aslında müziğe olan yeteneğimi çok geç keşfettim diyebilirim. Üniversite eğitimim için gittiğim Ankara’da tanıştığım müzisyen arkadaşların ve sesimi bir şekilde duyan dinleyen hemen hemen herkesin ortak fikri ve yüreklendirme çabalarıyla düştüm bu sevdaya. İyi ki de düşmüşüm J,  yani en başından hesaplayacak olursak 23 yılı buluyor. 16 yıldır da ekran yüzüyüm. Elbette bu çok uzun bir süre insan hayatında. Acı tatlı birçok olay geçti başımdan. Çok şeyler değişti ama değişmeyen tek şey müzik aşkım oldu…

Yarışmaya gelene kadar müzikle ilgili nasıl çalışmalar yapmıştın (şan dersi, gitar dersi vs)? Ya da şöyle sorayım bu kurabiye gibi sesin kaynağı ne yahu?

Sondan başlayayım. Annem J  Annemin gerçekten çok yumuşak ve olağanüstü bir sesi vardır. Yarışmaya girmeden önce 6 yıldır sahnedeydim. Sahne kesinlikle en güzel eğitim bence. Ama herhangi bir müzik eğitimi almadım. Gitarı kendi çabalarımla öğrendim. Sesimi de iyi ve doğru tekniğe sahip şarkıcıları bolca dinleyerek yerleştirmeye çalıştım.

Müzik hayatın yolunda gitmeseydi bir B planın var mıydı? Sen müzikten başka bir bölüm bitirdin diye biliyorum, hiç kendi mesleğini yaptın mı ya da yapmayı düşündün mü bu yıllar içinde?

Ben Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde okudum. Cahil cesareti mi dersin bilmiyorum ama B planım hiç olmadı. Sanki bir şekilde müzikte ilerleyeceğimi biliyor gibiydim.

16 yıl önce o yarışmaya giriş amacın neydi? Amaçlarına ulaştığını düşünüyor musun, “ben bundan sonra artık böyle devam ederim” diyor musun, yoksa hedeflerin hala var mı?

Amacım öncelikle sesimi duyurmak ve kişiliğimi de tanıtabildiğim kadar tanıtmaktı. Bu anlamda evet amacıma fazlasıyla ulaştım. Hedeflere gelince… Bence hedefler hayatın her devrinde olmalı. Ulaşmak istediğim daha niceleri var. Nasip olur mu onu Allah ömür verirse yaşayıp göreceğiz.

Sen 90ları yaşamış ve 2000lerde aktif olarak müzik piyasasının içine dahil olmuş bir müzisyen olarak, o iki dönemi nasıl karşılaştırırsın? Şu anda 90lar çılgınlığı sürmekte sence 90ları farklı kılan neydi ki o dönemin modası ve şarkıları hiç eskimiyor? Ve mesela o dönemle ilgili en özlediğim yönlerden biri, sanatçıların birbirleri arasındaki dayanışmaydı, o dönem müzik programlarında sanatçılar birbirlerine eşlik eder, birbirlerinin albümlerinde vokal olur, hatta kliplerinde oynardı. En kötü stüdyoya gelir hayırlardı. Şimdiyse sanatçılar aynı karede bile görünmekten imtina ediyor. Müzik dünyasındaki çekememezliklerin nedeni ne sence? Neyi paylaşamıyorlar?

Neyi paylaşamadıkları bence aşikar: Pastayı! Çünkü o kadar küçüldü ki… Ne demişler; önce can sonra canan… Şu anda ne yazık ki herkes kendi ekmek kavgasında. Bu nedenle de ikiyüzlülük, çekememezlik, gıybet, iftira almış başını gitmiş. Oysa 90’lı yıllar altın bir çağdı. Albüm yapan, klibi televizyonda dönen hemen herkes star oluyordu. Sektör zirvesini yaşıyordu; aktörleri de keza. Yani herkes kazanıyordu ve mutluydu. O mutluluk şarkılara da yansıyordu bence. Daha pozitif, daha samimiydi şarkılar. Daha az ticari kaygı içeriyordu. Bence 90’ların büyüsü de bu…

16 sene sonra müzik yarışmalarına bakışın nedir? Yarışmalar bir hayli gelişti, ilerledi gibi ama dikkatimi çeken, ki senin döneminde de öyleydi, jüriler yarışmacılardan daha çok konuşuluyor. Neden bu yarışmalardan ana akıma çıkabilen yarışmacı olmuyor, ya da çıksa da etkisi çok sürmüyor? Ben bir Barış Akarsu’yu biliyorum, onun da kıymeti rahmetli olduktan sonra bilindi bence. Yurtdışında ise muadil yarışmalardan Kelly Clarkson, Adam Lambert gibi starlar çıktı.

Ne yazık ki sektördeki kısır döngü yarışmaları ve oradan çıkabilecek star adaylarını da baltalıyor. Az önce belirttiğim gibi pasta o kadar küçüldü ki, sektöre yeni ve güçlü aktörler girmesine izin verilmiyor. Yarışmalar yetenek avcılığı için değil TV programcılığı için kullanılıyor. Hal böyleyken yarışmalara hoş gözle bakmıyorum artık elbette.

Bununla bağlantılı olarak bu yarışmaların iç dinamiklerinden bahseder misin? Neler yaşamıştınız o dönem? Yönlendirme gibi şeyler yaşadın mı sen? Nasıl bir dinamiği var bizdeki yarışmaların, reklamlarında söyledikleri gibi sadece sese önem verilmiyor gibi. Bir de o yarışmadan hala görüştüğün kişiler var mı?

Benim katıldığım yarışma da dahil olmak üzere ne yazık ki hiçbir yarışma yansıtıldığı kadar adil değil. Elbette yönlendirmeler her zaman oluyor. Özellikle de TV izleyicisini… Unutulmamalı ki bu yarışmalar akademik jüriler önünde yapılmıyor. Tabi ki işin içine reyting kaygısı giriyor. Böyle olunca da yarışmacıların performanslarından çok hikayeleri ön plana çıkarılıyor. Yarışmadaki arkadaşlarımla zaman zaman karşılaşsam da çok samimi olduğumuzu iddia edemem.

Ve yarışma bittikten epey sonra 2007 yılında ilk albümün İz ile profesyonel müzik hayatına giriş yaptın, nasıl bir histi o ilk albümü elinde tutmak? O hazırlık sürecine dair neler söylemek istersin? İçine sinen bir albüm oldu mu? Yaygınlığı duyulması seni tatmin etti mi? Sanat dünyasından ve bilhassa yarışmacı olduğun yarışmanın jürilerinden destek ve yardım gördün mü?

O albüm benim ilk göz ağrımdı…Yeri, anıları daima bambaşka olacak… Elbette çok özel güzel bir histi. ‘’Başarmış’’ hissediyorsun. En azından bir süre J  Tabi ki zamanla önemli olanın o albümü, şarkıları kitlelere ulaştırmak olduğunu ve bunun başka bir iş, branş olduğunu fark ediyorsun. O zaman başka kaygılar başlıyor ve sektörün gerçeklerini tanımaya, pişmeye başlıyorsun. Amatör ruhun kirlenmeye başlıyor. Ben ne yazık ki istediğim ölçüde duyuramadım o albümü ve sonraki birkaç albümümü daha. Zamanla sektörün içinde piştikçe bazı doğruları keşfetmeye başladım. Camiadan veya jürilerimden herhangi özel bir destek görmedim, talep de etmedim açıkçası.

Sonrasında 5 Kalp 1 Nefes adlı bir proje albümü yaptın. Bu albümden de bahseder misin? Nasıl bir hazırlıkla çıktı ortaya? Kimdi o 5 kalp ve sen bu projeye nasıl dahil olmuştun?

Çok özel ve başarılı bir işti bence o albüm. Beni çok değerli müzik insanlarıyla tanıştırdı. Dediğin gibi bir proje albümüydü. Ticari kaygı gütmüyordu. Tabi ki başarıyı, yaygınlığı hepimiz istiyorduk ama albümün içeriğinden, müzikalitesinden ödün vermeden yakalamak istiyorduk bunu. Albümün isim babası ben olmuştum. Türk pop müziğine besteleri, sözleri ve akademik kariyerleriyle çok değerli hizmetler vermiş, yurtiçi ve dışındaki beste yarışmalarında nice ödüller kazanmış 5 çağdaş cumhuriyetçi kadın besteciydiler. Ben de onların yüreklerinden çıkan eserlerinin sesi olmuştum. Bu projenin solistliğini bana teklif ettiklerinde gerçekten çok onurlanmış ve heyecanlanmıştım. ‘’İyi ki’’ dediğim işlerimden biridir…

Akabinde teklilerin geldi. Sevda Günahım (2010), Yüzleşme (2013), Dayan (2015), Zalim (2016), Yaralı (2018), Bi Daha (2019) ve son olarak Pişman Ol (2019)… Albüm yapmak bu zamanda nasıl bir risk teşkil ediyor senin için? Teklilerle yola devam piyasa şartlarının neden olduğu bir durum mu? Senin tercihin mi? Ve Kanun Yıldırım’la yolunuzun kesişmesinden de bahseder misin?

Bu kadar çok mu tekli çıkarmışım J şaka bir yana, tekli artık piyasanın bir gerçeği haline geldi. Aslında sebebi malum; ekonomik… Zira günümüz koşullarında albümleri finanse edecek yatırımcı-yapımcı bulmak çok çok zorlaştığı için, sanatçılar kendi albümlerinin yapımcılığına soyunuyor. Riski azaltmak için de tekli tercih ediliyor. Sevgili dostum ve ortağım Kanun Yıldırım’la yaklaşık 5 yıl önce tanıştık. Karakterimizin, vizyonlarımızın uyumlu olduğunu fark edince de ortak projeler üretmeye başladık. Hatta geçen yıl birlikte kendi yapım firmamızı kurduk. ALLA RECORDS.

Sana yarışmada en çok yapılan eleştirilerden biri hep slov şarkılarla kendini göstermendi ve Ahmet San’ın “senden hareketli şarkı da duymak istiyorum” dediğini hatırlıyorum. Sen kendini bir solist olarak nasıl konumlandırıyorsun? Slov şarkılarda daha mı iyi hissediyorsun kendini?

Aslında o talep Armağan Çağlayan’a aitti; Ahmet San ise, slov şarkı söylemese de olur, şart değil, dünyada da birçok örneği var demişti. Slov şarkılara kendimi daha çok kaptırdığım doğru ama sahne üzerinde geçirdiğim bunca yıldan sonra artık anlıyorum ki bir sanatçının ne kadar çok cephanesi varsa o kadar iyiymiş. Yani artık hareketli ve farklı tarzlarda şarkıları da hakkını vererek söyleyebildiğimi düşünüyorum.

Sahneni birkaç kez izleme şansım oldu, insanların ilgisi gerçekten iyiydi. Sen neler görüyorsun sahneden bakınca, neler mutlu eder seni bir solist olarak?

Teşekkür ederim öncelikle güzel yorumun için. Beni ve bence tüm meslektaşlarımı memnun edecek en önemli şey, sizi dinleyenlerin katılımcılığıdır. Bu da onlarla samimi ve doğru bir iletişim kurmaktan geçiyor.

Senin çıktığın dönemle bu zamanların farkına baktığında, piyasayı nasıl değerlendiriyorsun? Sahnelere, stüdyolara ilk adım attığın zamanki heyecanını senden dinleyebilir miyiz?

Oldukça farklı diyebilirim. Olumsuz gözlemlerim maalesef daha fazla. Birincisi ne yazık ki müziğin duygusal tarafı giderek azalırken ticari tarafı artıyor. Şarkıların söylemleri de değişiyor. Daha negatif duygular, anlatımlar var maalesef artık. Canlı enstrüman kayıtları da hızla azalıyor. Giderek elektronikleşen ve azalan bir ruhla tamamlanıyor şarkılar stüdyolarda hatta bilgisayar başlarında.

Piyasayı takip ediyor musun? Çıkaracağın şarkıları belirlerken kriterin ne oluyor? Kalbini mi yoksa trendleri mi izliyorsun? İlk kime dinletirsin şarkılarını?

Piyasayı takip etmeye çalışıyorum diyeyim. Tabi ki güncel sounddan uzak kalmak istemem. Şu bir gerçek ki sound çok önemli bir etken. Trendlerden de haberdar olmaya gayret ediyorum. Her ne kadar akustik müzik sevdalısı olsam da çağı yakalayabilmek çok önemli çünkü. Şarkılarımı genelde ilk dinleyen ailem olur.

Sen son şarkılarını dijitalden yayınladın. Dijital müzik bir yandan geniş kitlelere daha rahat ulaşma imkânı sağlarken, bir yandan sunulan ürünün bolluğundan ve sabit bir basılı kopya olmadığından eserleri kolay unutulmaya müsait hale getiriyor. Dijital platformlarda sunulan müziğin sence avantajları ve dezavantajları neler? Dijital çağın müzikteki kalıcılığı öldürdüğünü düşünüyor musun?

Kalıcılık diye bir kavram kaldı mı? Daha geçen yıl hit olmuş bir şarkıyı bu yıl kimse hatırlamıyor artık. Tamamen fastfood bir kültüre teslim olduk. Dijitalliğin bunda elbette payı var ama büyük resme bakacak olursak hayatımızın tamamını kaplamadı mı bu fastfood kültürü?

Bir sosyal medya sorusu geliyor. Sosyal medya olmadığı yıllarda sanatçıların şarkıları, kıyafetleri, ne yapacakları merak edilirdi ve sanatçının bir ulaşılmazlığı, bir büyüsü olurdu; şimdi ise sanatçılar ne yapıyorlarsa nerdeyse fanlarının isteklerine göre yapıyorlar ve bu da başarı garantili işler getiriyor, ama sanatçının da bir büyüsü, merak edilecek bir yanı kalmıyor bu durumda, sen nasıl bakıyorsun sosyal medyanın bu işlevine, sence sosyal medya sanatçı için avantaj mı dezavantaj mı? Hem senin özelinde hem de genel bakışın olarak soruyorum bunu.

Güzel özetlemişsin durumu. Ama oyunu kuralına göre oynamak zorundayız. Ne demişler; ‘’ya bu deveyi güdeceksin ya bu diyardan gideceksin’’! Sosyal medya çok büyük bir güç. Aynı zamanda kontrolsüz bir güç. O gücü lehine de aleyhine de çevirebilirsin. Biraz akılcı ve vizyoner olmak gerekiyor. Ve de samimi.

Ülkemiz ve dünya sıkıntılı bir süreçten geçiyor. Hala eğlence gibi görülen, bu yüzden de bu olaylardan ilk etkilenen müzik ve sahne sektörünün içinde yer alırken, bu olaylar vatandaş ve sanatçı Barış Kömürcüoğlu’nu nasıl etkiliyor?

Bunlar çok hassas konular. Maalesef biraz ‘’aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık’’ ikileminde kalıyor insan. Ama tabi ki müziğin bir sektör olduğu ve içindeki aktörlerin hayatlarını kazanabilmek için işlerini yapmaya devam etmeleri gerektiği gerçeğini değiştirmiyor. Bu nedenle toplumun müziğe, sanata ve sanatçıya bakış açısını biraz revize etmek gerekiyor diye düşünüyorum. Bunun emsalini teşkil etmesi gerekenler de tabi ki ülkeyi yönetenlerdir. Ne de olsa imam-cemaat durumu J

Barış Kömürcüoğlu’nun toplumsal olaylara bakışı nedir? Hani sosyal medyada dönen bir laf var, sanatçı sanatını yapsın politik düşüncesini ifade etmesin gibi. Sence sanatçı düşüncesini kendine mi saklamalı, yoksa söylemeli mi? En son hangi toplumsal olaylardan etkilendin bir sanatçı olarak?

Her bireyin olduğu gibi her sanatçının da elbette kendi görüşü, yaşam biçimi, doğru ve yanlışları vardır. Kişiyi mesleği ne olursa olsun bunlardan bağımsız düşünemeyiz. Her sanatçı rengini belli etmek zorundadır gibi bir düşüncem yok ama etmek isteyenin de önü kesilmemeli, tu kaka edilmemeli, karşıt fikirli kitlelerin önüne yem olarak atılmamalı. Çok seslilik ve fikir özgürlüğü kesinlikle cesaretlendirilmeli. Sanırım bir çoğumuzda olduğu gibi bende de en çok iz bırakan “gezi olayları” oldu.

LGBTİ+ konusu bu ülkenin kadınlara ve çocuklara şiddetle birlikte hala en kanayan yaralarından biri. Bunlar çözülmek bir yana şiddet ve nefret dozu gitgide artan bir hal almakta. 6 yıldır İstanbul’da LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’ne izin verilmiyor. LGBTİ+ bireylere ölüme varan şiddet olayları ve ayrımcılık yapıldığını okuyoruz/görüyoruz hep haberlerde. Sen yaşam hakları ellerinden alınmak istenen LGBTİ+ bireylerin sorunlarına nasıl bakıyorsun? Onlara nasıl seslenmek istersin? Sence bu sorunun çözümü nerde yatıyor? Bir sanatçı bakışı atmanı istesem?

Ayrımcılığın her türlüsüne karşıyım. Pozitif ayrımcılık da dahil… Hele ki işin içine şiddet karıştığında bu asla kabul edilebilir değil. Bütün sorunların çözümü anlayış ve iletişimden geçer. İsmim gibi barışçıl çözümlerden yana oldum hayatım boyunca.

Barış Kömürcüoğlu’nun LGBTİ+ fanlarıyla iletişimi var mı? veya LGBTİ+ etkinliklerinde yer almayı hiç düşünür mü bir gün? Bu konuda girişimleri oldu mu?

Açıkçası bugüne kadar bu özelde herhangi bir girişimde oluşumda yer almadım. Fanlarımı da öyle kategorize etmedim. Benim için o kişilerin ayrı bir başlığa ihtiyaçları yok. Ben herkesi İNSAN başlığı altında görüyorum.

Bu keyifli söyleşi için çok teşekkür ederim. Homojen Dergi okurlarına ya da takipçilerine söylemek istediğin bir şey var mı? Mesela seni nerelerde takip edebilirler? Konserlerini, programlarını nerden öğrenebilirler? Bundan sonrası için belki bir proje/albüm/tekli müjdesi gelir mi?

Ben de teşekkür ederim sevgili Tunca. Böylesi içerikli sorulara muhatap olmak güzeldi. Okurlarınıza şimdiden teşekkür ederim değerli vakitlerini ayırıp bu röportajı okudukları için. İnstagram adresimi  ve youtube kanalımı takip ederlerse mutlu olurum. Müjdeler çok yakında

İnstagram: @bariskomurcuogluofficial

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*