Ayı Sözlük yazarlarının “aileye açılma” anıları

Gözünüz aydın, eşcinsel bir çocuğunuz oldu. Hiçbir şey bu kadar sancısız olmuyor, bu kadar kolay kestirip atamazsın. Acısız doğum olmuyor. Sonra şaplak, düşe kalka büyümek, sünnet, anne terliği, ” İbne misin oğlum?” şiddeti… Artık bir tokat atmak da senin hakkın değil mi?

İnsanın idealleri arasında hep prensipli olmak, ” kendi olabilmek ” önemli yer tutar. Ama işte içinde toplumsal çoğunluğun- en azından öyle kabul edilegelmiş- ötesinde kimlikler taşıyorsan istenmeyen oluverirsin. Mesela ateistsen, milliyetçi değilsen, solcuysan, eşcinselsen… Tabii ki eşcinsel değilsin ve olamazsın. Ne toplum bunu duymak ister ne ailen ne de kapalı toplumlarda kimlik sahibinin ta kendisi. Bunun yanında aileye açılmak eğer başarılabilirse- açıldıktan sonra hâlâ hayattaysak- insanın koşulsuz kabulünün en güzel göstergesidir. Zaten hâlihazırda heteroseksüel olduğu varsayılan bir ebeveynden üretilmişsiniz, ürünü geri mi gönderecekler? Aileye açılmaktaki başarısızlık ise tamamen ürünün ” beklenmedik ” olmasıyla alakalı. Tıpkı eşcinsel cinayetlerinde de karşımıza çıkan ” Erkek bekliyordum kadın çıktı. ” gibi gerekçelerle ortaya sürülen sözde hayal kırıklıkları gibi. Ailenin aslında yapması gereken sizi sadece kabul etmek dinlemeden, bilmeden, kurcalamadan ki o dolaptan binbir zahmetle dışarı çıkanlar sonsuza kadar geri dönmesin.

Aileye açılmak konusunu düşündüğümüzde sözlüğümüzde bu konuda yapılan ankete katılanların %71’inin ailesine açıl(a)madığını görüyoruz. Peki, sözlükteki “aileye açılmak” başlığında yazarlar neler yazmış, bu konuda neler yaşamışlar, şimdi de işte onlara kulak verelim, duygularını paylaşalım:

“Benim yaptığım eylemdir. Eskiden ben de bilmeyiversinler, diye düşünüyordum ancak unutulmamalıdır ki cinsel tercihimiz gizli kapılar ardında kaldığı sürece kimse eşcinsel haklarından bahsedemez. Elbette kimsenin yatağı, kiminle yattığı kimseyi ilgilendirmez ancak kendiyle barışık ve cinsel kimliğinden memnun olan insanlar bu durumu kimseden saklamamalıdır. Evet, Türkiye’de ne yazık ki gözle görülür bir eşcinsel nefreti var. Ancak bizler ailemize, arkadaşlarımıza, topluma ve devlete karşı birlik olup haklarımızı aramadıkça bir yüz sene daha Türkiye’de eşcinsel haklarından söz bile edilmeyecektir.

Aussiebum

“Annem zaten yıllar önce anlamıştı ve sessizce kabul etmişti. Bu konuda açıkça konuşmasak da akrabaların “Evlen artık!” baskılarına benim yerime o karşı koymuştu. “Rahat bırakın oğlumu, bırakın hayatını istediği gibi yaşasın.” demişti. Başkalarına söylenen bu kelimelerin ardında, benim hayat tarzımı onayladığını bildiren mesajı almıştım.

Babama eşcinsel olduğumu söyleyebilmem için sevdiğim adamın elinden tutarak ondan cesaret almam ve babamın karşısına böyle dikilmem gerekiyordu. Dedim “baba bak, bu benim sevdiğim adam. Onunla bir hayat kurmak istiyorum.” kısa bir sessizlik oldu. Bu arada sevgilim mezar taşı üzerindeki ölüm tarihiyle doğum tarihi arasındaki farkı dört işlem kullanarak hesapladı ve ‘Allah rahmet eylesin. Baban öldüğünde 67 yaşındaymış.’ dedi.”

Marti

“Pek çok insanın yaşadığının tersine açıkladığımda babamdan müthiş bir anlayış ve onay, annemden ise korkunç bir reddediş ve anlayışsızlık gördüğüm durum. Babamın mantığına, annemin sevgisine güvenerek açıklamıştım.  Ama kişisel deneyim olarak şöyle söyleyeyim, asla sevgiye mantıktan daha fazla güvenmeyin, konu anne sevgisi bile olsa. Annemle paylaştığım için çok pişmanım.

Annemle aramı ancak bir yıl sonra aseksüeli oynamayı akıl ederek düzeltebildim. Artık “o işleri” bırakmış, geçiş döneminde biri olarak biliyor.  Çünkü onu sadece bir gün “düzeleceğim” ümidi iyi hissettiriyor. Gerçekten dürüstlük öldürücü olabiliyor bazen ve bunun illa fiziksel olması gerekmiyor.”

chatnoir

“Efendim ilk zamanlar için oldukça zor olabilen ama üstünden belli bir zaman geçtikten sonra da iyi ki yapmışım diyor insan, en azından ben anneme açıldığım için gayet mutluyum hayatımdan.

Eğer açılacaksanız ilk başta elbette bir kavga, gürültü oluyor buna kendinizi hazırlayın. Kolay değil bazı şeyle. Sizin bile yıllarınızı almış kabullenmek, karşıdan çat diye kabullenmesini beklemek salaklık olur.

Bir zaman sonra kavgadan ziyade araya fark edilir bir soğukluk girer. Bu dönem daha uzun sürer. Soğukluk demeyeyim de böyle bir konuşmaz iki tarafta pek, hele bu konu hiç gündeme gelmez. Muhtemelen o aralarda açıldığınız yakınınız sizin için psikolog falan arayışında ya da bunun normal olup olmadığını araştırıyordur.

Eğer şahsen benim gibi şanslıysanız, anneniz durumun hastalık olmadığını öğrenmişse birkaç kayda değer yerden ve ikna olmuşsa, bu süreçten sonra size sadece şunun için psikolog arayışına girer: “Bununla mücadele edemiyorsan, yardım al.” der. Yani artık eşcinselliğinizi kısmen de olsa kabullenmiştir, sadece gene sizin iyiliğiniz söz konusudur: “Kabullenemediysen yardım al, ben senin her koşulda yanındayım.”

Bir zaman geçer, fazla bir şey konuşulmaz bu konu hakkında. Sonra artık askere gitmeden önce anneniz kulağınıza bir şey fısıldar: “ Sakın askerde âşık olma ya da kötü şeyler yapma orda.” Artık anlamışsınızdır ki anneniz kabullenmiştir.

Şimdilerde her şey yoluna girdi, tek kuralı erkek arkadaşlarımla fazla konuşmaz. Fakat sağ olsun her daim destekler, erkek arkadaşlarımın beğenmediyse tiplerini, kötü huylarını da bol bol eleştirir.”

pisuvardaki siyah kil 3

“Zorlu süreçtir. öncelikle insanın açılabilmesi için ailesinin dinleyen, anlayan, empati yapabilen bireyler olması gerekir. Bu özellikleri taşımıyorlarsa açılamazsınız maalesef. Bu özellikleri taşısalar bile zordur zaten. Benimkilerin tam olarak alışması 6-7 yılı aldı. Ama şimdi dönüp bakınca aradaki sancılı döneme değdi diyorum.

Açılmayı düşünen arkadaşlara tavsiyem öncelikle sabır. Sabır ve biraz daha sabır… Mümkün olduğunca seslerini yükseltmesinler ama geri de basmasınlar, dik dursunlar. Kesin tavır önemlidir. Zamanla alışıyorlar. Belki babalar değil, ama anneler mutlaka biliyordur. Bildikleri için yolun yarısını daha açılmadan kat etmişsinizdir. Ha, bu arada ne kadar genç açılırsanız o kadar iyi. Ben ergenlikte 13-14 yaşımda açılmak yerine te 18,5 yaşımı beklediğime pişmanım. Böyle Allah’a İslam mitolojisine hâlâ inandığım sıralar bir dönem her gece yatağa girince lütfen sabaha uyanmayayım diye dua ederdim. Ne gereksiz!  Tam ergen zırvası. Aslında hiç de yalnız başına atlatmam gereken bir dönem değilmiş.

Ha, bir de babanız ağzıyla kuş tutsa erkek arkadaşınızı beğenmeyecek. En iyi ihtimalle o adamı çingene tavuğu diye tanımlayacak. Bir de anneyle erkek zevkiniz tutmuyorsa toplu taşıma araçlarında ilginç tartışmalar yaşayabiliyorsunuz. Genellikle kaba etin bürülmesiyle çeneni kapa manasında sonuçlanan tartışmalar.”

Aigai

 “Dürüstlük bazen öldürür.” film sloganını aklıma getiren başlıktır (bkz: zenne)

Cutebeary

“Özellikle ülkemizde sorundur,  çok zordur akıbeti birçok kötü sebebe yol açabilir. Müslüman ülkelerin örf/adet ve dini kurallarından dolayı bu tarz seçimler veya yaşam tarzları toplum tarafından kabul görmez. Bu sorunu ülkemizi göz önünde bulundurarak ele alalım.

Bilindiği gibi ülkemizde eğitim çok düşük bir seviyede. Tabi ki eğitim denince akıllara kesinlikle okumak gelmemeli. Her insan kendini geliştirebilir, ilkokul mezunu bir insan 2 üniversite bitirmiş bir insandan kafa olarak daha eğitimli olabilir.

Bu ülkede ki ailelerin %90‘ı sabit bir fikir ile yaşamlarını sürdürmektedir.

1-Aman evladımız okusun, para kazansın, evlensin, çoluk çocuğa karışsın ve mutlu olsun.

2-Aman el alemden bize karşı bir laf gelmesin.

vs.

En büyük sorun “El alem ne der?” , “Erkek adam öyle şeyler yapmaz.” gibi, insan üzerinde yaptırımlar uygulanmasına neden olan düşüncelerdir. Kimsenin inancıyla dalga geçmek veya hor görmek gibi bir lüksüm olamaz. Hem karşımdaki bireye hem de kendime olan saygımdan dolayı. Lakin Müslüman inancına sahip bir ülkede bu seçimler asla kabul edilemez , edilmeyecektir. Tabi ki her insanın “hür” olarak yaşamak istemesi en büyük hakkıdır. Buna hiç kimse itiraz edemez. 1. derecen yakınlar bile.

“Umarım” düzelir, herkes istediği gibi yaşama hakkını elde eder diyeceğim ama çok zor.”

a  dazlak

“19 yıldır “söylemeye ne gerek var?” diye düşünürken bir anda kendimi bir nefret ve kıskançlıkta buldum. Arkadaşımın ailesi biliyordu ve o aileyi o biçimde görünce çok kıskandım. Her şeyi atlatmışlar, her şeyi konuşabiliyorlar falan. Çok özendim, imrendim, gıpta ettim. O aileyi gördükten 1 hafta sonra annem benim sinirimi, öfkemi, tersleyişimi anlayıp benimle konuşmaya geldi ama ağızdan “Anne ben geyim.” Cümlesi o kadar zor ki hatta çıkmadı. Ben de onun anlamasını, sormasını bekledim. Sorduğu ve ben evet dediğimde uzun bir sessizlik oldu aramızda. Daha sonra sorular sormaya başladı bir anda, milyonlarca sorular. Ne zaman? Nasıl? Hangi arkadaşların öyle? Gibilerinden. Babama söylememesi için rica ettim ama sonraki gün babama da söylemiş, yıkılmış kadın eve gelince.

Sonra geldik ikinci en imkânsız görüşmeye. Babamla konuştuk. Tek ve kesin olarak söylediği şey “Düzeleceksin!” idi. Diğer önemli nokta ise “Düzelmezsen kendimi öldürürüm.” idi. Ben ne kadar direnmeye çalışırsam onlar o kadar üstüme geldiler. Sonra bir daha bu konu açılmamak üzere kapandı ki evet, cidden bu konu asla açılmadı, evde lafı bile geçmedi.

İşte doldurduk 6. ayı diyelim. Rahat mıyım? Kesinlikle, daha önce hiç bu kadar kabullenmemiştim kendimi, ailem bile biliyorsa gerisi önemli değil tavırlarıyla dolaşıyorum. Peki ya ailem kabullendi mi? Sanmıyorum, çünkü evde hâlen “çocuk, torun, evlilik” lafları dönüyor. Yukarıda okuduğum yazılara bakarak diyorum ki daha kabullenme safhasındalar. Ne kadar sürer bu süreç bilemiyorum cidden ama daha kötüsü de olabilirdi diye düşünerek olumlu bakıyorum bu olanlara. Ama cidden istemiyorsanız söylemeyin yani kabulleneceğini sanmıyorsanız kalkışmayın yani, gün gelir bir şey olur söyleyiverirsiniz, kasmaya gerek yok. Ben annem anlamıştır diye söylemiştim ayrıca ama meğer tek oğluna toz konduramıyormuş. “10 kişilik kız grubunda tek erkek olmam ilginç gelmedi mi anne?” diye sorumun cevabı da çok tuhaftı hani. ‘Eee kızlarlasın işte, onlardan hoşlanıyorsun!’”

Karpuzsever

“Eşcinselliğin yalnızca cinsellikten ibaret olduğunu düşünenler için hiç gereği olmayan bir eylemdir. Oysa eşcinsellik cinsellikten ibaret değildir, bizi biz yapan şeylerden biridir, özümüzdür. Kim olarak yaşamak istediğimize verdiğimiz kararın bir sonucudur: kendimiz olarak mı yoksa ailenin ve toplumun olmamızı istediği kişi olarak mı? Bu önemli bir ayrımdır, zira kişinin sahip olduğu öz saygıyı da gösterir. Aileye açılma ise açılmaların en zoru olsa da en anlamlısıdır. Çünkü herkesten önce anne ve babanın çocuğunun gerçekte kim olduğunu bilme hakkı vardır. Ancak elbette ki herkesin koşulları birbirinden çok farklıdır. O yüzden herkes açılsın demek ne kadar yanlışsa sakın açılmayın demek de o kadar yanlıştır. Korkular ve koşullar özneldir, bu korku ve koşulları herkesin korkusu ve koşulu sayıp açılmama çağrısı yapmak da kendine yandaş bulmaya çalışmaktan başka bir şey değil. Herkesin aile yapısı, kültürü, değerleri açılmaya el vermeyebilir ya da aile fertlerinden birinin sağlığını olumsuz etkileyecek bir durum varsa açılmama kararı alınabilir. Dediğim gibi bu karar öznel koşullar göz önünde bulundurularak verilebilecek bir karardır. Herkese tavsiyem de durumlarını kendi bağlamlarında değerlendirmeleri, başkalarının deneyimleri ile yola çıkmamalarıdır. Benim aileme açılmadaki en büyük gerekçem onlara yalan söylüyor olmam ve olmadığım biri gibi davranarak gerçek beni saklıyor oluşumdan duyduğum rahatsızlıktı. Kimi insanlar bundan rahatsızlık duyar, kimileri duymaz. Ayrıca kimisinin koşulları uygundur, kimisinin değil. Ailesinin düşünce yapısı bunu kaldırabilecek olsa da açılmaya karar vermek ve onu uygulamak da kolay değildir, biliyorum. Ancak, “bizim toplumumuzda asla kabul edilmez.” gibi büyük cümleler kurmamak gerekir. Her açılma süreci pürüzsüz olacak diye bir koşul da yoktur ama anne ve babalar dönüşebilirler, biz onlara bu şansı verirsek. O yüzden ölçün, biçin, tartın, ailenizin kaldırabileceğini düşünüyorsanız açılın, düşünmüyorsanız böyle devam edin ama başkalarının açılma süreçlerini de etkilemeyin lütfen.”

Frame of mind

“Benim için ilginç olan bir eylemdi.  Benim babam ben on yaşındayken vefa etti.  Açıkçası babama açıklamayı da pek düşünmezdim. Lise ikiye geldiğimde artık o kadar farkındaydım ki her şeyin, anneme anlatmaya karar verdim. O kadar hazırlandım, şöyle olacak, böyle olacak diye. Aldım annemi karşıma işte nasıl anlatsam bilemiyorum, ama çok üzülmek yok vs. diye telkin etmeye çalışıyorum. Annem biraz korkmuş şekilde “Ne oldu söyler misin?” dedi. “Anne ben eşcinselim.” dediğimde ilk tepkisi “Ben de hastasın, kötü bir şey falan sandım.” olmuştu. Devamında onun için de çok kolay olmayan şeyler elbette ki yaşadık. Her şey sürekli güllük gülistanlıktı dersem çok ayıp etmiş olurum. Hatta psikiyatriste bile gittik, çünkü benim de annemin de bu durumu kabul etmekle ilgili yaşadıkları problemler vardı.

Sonrasında üniversitedeyken benim evden ilk ayrılmamla annemin konuyla ilgili endişeleri işime yaramadı diyemem. Sırf endişeleri yüzünden ayrı tek başıma evde kaldım üniversite boyunca. Çünkü annem yurtta kalınca herkesin bana cinsel tacizde bulunacağını, onların yanında rahat giyinip soyunamayacağımı, yıkanırken vs. zorlanacağımı düşünüyordu. Bu arada bir sevgilim oldu, hemen değil ama bir süre sonra annem tanımak istedi garip bir şekilde. Sonradan anladım ki sadece adamın sağlam pabuç olup olmadığını anlamakmış amacı. 2.5 sene önce oluyor bu olay, gayet gergin, sorgu havasında geçen bir yemek oldu. Sonrasında her şey normale döndü tekrar, hatta öyle ki biz orda kalırken annem ikimize yatak bile hazırladı. Şu anda da benim yanıma gelirken sevgilim olduğunu bilerek geliyor, gündüzleri sevgilim daha erken çıkıyor bazen onları kahve içmeye gitmiş buluyorum evde kimse yok falan. Benden daha çok görüşüyor anlayacağınız annemle.

Her zaman böyle kolay olur demiyorum, benim de bir tek kardeşim ve annemle aram bu şekilde. Diğer akrabalarımla çok zor zamanlar geçirdim, geçiriyorum, muhtemelen daha da geçireceğim.”

tr chaser

“anneler babalar anlar böyle şeyleri. Ama bu başlık benim -anlasalar da – bana doğrudan sormadıkları müddetçe kendimi açık etmemin imkânsız olması anlamını taşıyor. Tepkilerini kestiremiyorum. Ne kadar aydın olsalar da homofobik olmaları en büyük engelim. Beni böyle kabul etseler bile o gözlerindeki hayal kırıklığı bakışı bir ömür kendimden nefret etmeme yeter. Bu yüzden böyle gizli kapaklı devam edecek, gittiği yere kadar.”

Tunatuan

“Acıdır ki bizim oralarda eşcinsellik yok. İbnelik var. Nonoşluk var. Bu yüzden açıklamak zor hatta imkânsız.”

Bozosnn

“Geçenlerde ferdi Özbeğen‘i kaybettiğimizde, tv izlerken cenazesini sadece yeğenlerinin kaldırdığını işitti annem ‘‘Ayy yazık hiç çoluğu çocuğu yok muydu bu adamın?‘‘ dedi. Ben de boş bulunup ” Anne o da Zeki Müren gibiydi.” dedim. Babam da ‘‘İyi ki ölmüş o zaman.‘‘ dedi. İşte sözlük tam o an açıklayıp babamın yüzündeki o salak çaresizliği görmek istedim ama götüm yemedi tabii. Sonra tartıştık babamla, annem benim tarafımdaydı. Bugün açıklasam babam evden kovar, annem de çok üzülür bu duruma, o yüzden asla açıklamayacağım.”

John keating

“Ben ilk abime sonra da babama açıldım. Açılmak zorunda kaldım aslında. Çünkü sevgilim tarafından aldatılıp terk edilmiştim ve her gün bağıra bağıra ağlıyordum. Mecbur kalarak anlattım ben de. Annemeyse hiç açılmadım, o kendi öğrendi. Abim ve babam tarafından çok iyi karşılandım bu yüzden hiçbir sorun çıkmadı. Ama annemin kabullenmesi ve beni anlamasının zor olacağını biliyordum. Annem mesajlarımı okuyarak öğrendi ama bu konu hakkında hiç konuşmadık. Ama konuşmamız lazımdı ve ben de aldım annemi benim çocuğum belgeseline götürdüm. 1 ay önceden bileti aldım, ama anneme film hakkında hiçbir şey söylemedim. O gün geldi salona girdik. Tıklım tıklım dolu olması beni mutlu etti ve film başladı. Korkudan titredim resmen. Acaba salondan kaçıp gidecek miydi yoksa sonuna kadar izleyip öyle mi ağzıma sıçacaktı? Ama öyle olmadı, film boyunca ikimiz de deli gibi ağladık. Filmin sonunda yönetmen ve filmdeki anneler soruları yanıtlamak için çıktılar ve annem de konuştu.

“Ben hiçbir zaman eşcinsel, transseksüel olanlara karşı kötü düşünmedim ama insanın başına gelmesi çok daha farklı bir şey. Teşekkür ederim yalnız olmadığımızı bize gösterdiğiniz için.”

Annem bunları söylerken benim tüylerim diken diken oldu. Ağlamamak için zor tuttum kendimi. Çıkışta Listag Anneleri ile oturup saatlerce konuştular. Ben de yönetmen Can Candan’a bizzat kendim teşekkür ettim.

Ailenizin yanınızda olması gerçekten çok önemli. Keşke ilk kabullendiğim zamanlar gidip konuşabilseydim. Ama önemli değil çünkü bundan sonra ailem yanımda. Herkesin ailesi umarım Listag Aileleri kadar anlayışlı olur.”

Monkeys

“Geçen hafta anneye açılarak gerçekleştirdiğim durum. Babam zaten sağ değil. Oldukça geç kalmıştım. Bir evin bir oğlu olarak üstüme gelen ‘damat, gelin, çoluk, çocuk, torun, torba‘ baskısı çok hissettirilmese de annemden geliyordu. Kalbimin kırık olduğu bir anda annem yanımdaydı, sabahın 6‘sında anneme sarılarak ağlamaya başladım. Annem uzun zamandır beni ağlarken görmediği için epey sordu, nedenini merak etti. Ben de bir çırpıda her şeyi anlattım. İlk tepkisi, bunun genetik olduğuna inanmadığı yönündeydi, çocukluktan geldiğine inanıyordu, travmatik olabileceğini, reiki gibi şeylerle tedavi olabileceğimi söyledi. Ben de önüne bilimsel makaleleri koydum, arkadaşlarımı tanıştıracağımı söyledim. Daha sonra ‘kolon‘ sağlığıma dikkat etmem yönünde telkinlerde bulundu, (sağlıkçı anne sahibi olmak da böyle işte) yavaş yavaş alıştı. Olayın sadece seksten ibaret olmadığını, ideallerimizin ve hayallerimizin olduğunu anladı. ‘Umarım mutlu olursun.‘ dedi. Son aradığında bana fal baktırmış. Sevgilim olacakmış yakın zamanda. Eğleniyor benimle hatun. Çok muhafazakâr bir aileye sahip değilseniz ve özellikle tek erkek çocuğu iseniz mutlaka açıklayın.”

uskumru

“Mecbur kalınmadıkça yapılmaması gereken bir açıklamadır. Zira alınacak tepkinin ailenin çağdaşlığı okumuşluğu ya da cehaletiyle falan hiç ilgisi yoktur. Tepkinin el âlemle torun ve düğün hayalleriyle ilgisi vardır. Konuşma tam bir deprem etkisidir önce. Büyük patlama, ardından bitmek tükenmek bilmeyen artçı sarsıntılar getirebilir. Eğer ‘‘Yok efendim ben açılacağım, ben daha fazla kasamam, hayat benim, beden benim.‘‘ triplerine girilecekse dostane bir tavsiye olarak öncesinde bir süre bankada belli bir miktar para biriktirilmesi( ekonomik bağımlıysanız), ve konuşmanın ardından başınızı sokabileceğiniz güvenli bir yer ayarlanmalıdır. Tavsiyelerim naçizane tecrübe ile sabittir.”

Okaliptus

“Size ilham vermesi dileğiyle…

Annem yıllarca “oğlum ibne” endişesi ile yaşadı. Annemin bu tavrı artık canıma tak etmişti. Ben senin evladınım, erkek, kız, gey, lezbiyen, biseksüel, trans ya da interseks olmam ne fark eder? Sen beni doğurmuşsun, ama Allah kaderimi böyle yazmış. Her evlat bir sürprizdir, ben de böyle bir hediyeyim, üstelik değiştirme kartım da yok, rahmine de geri sokamazsın, oğlunu olduğu gibi kabul etmeyi bırak, minnet etmelisin.

Yıllardır anneme bunu anlatmaya çalışıyorum: “Senin içselleştirdiğin bir evlat var, bir de sahip olduğun bir evlat var. Artık bu ikisini ayır. Ayarlarımla oynama. Dengemi bozma. Benim hayatımda her şey yolunda. Sırtım dik, anlım pek. Mutluyum. İşimdeyim, gücümdeyim. İşimde, sosyal çevremde güzel anılıyorum. Gördüğün gibi yanlış bir şey yok hayatımda.”. yıllardır anlatıyorum, bir iki gün dalgalı denizsiz geçiyor, ardından sil baştan. “Niye onu giydin? Niye bunu yaptın? Sen narsisisin, sen bencilsin, sen öylesin, sen böylesin, sen sıfırsın, sen hayal kırıklığısın…”

Artık yetmişti. Tahammül seviyem artık dayanamıyordu. Yalnız kaldığım her an müziği son sese açıp çığlık çığlığa ağlıyordum. Arabayla Boğaziçi Köprüsü’nden geçerken arabayı sağa çekip atlamayı bile düşündüm ve zurnanın zırt dediği an, o an oldu benim için. Bir sorunum vardı ve üstesinden tek başıma gelemiyordum. Ertesi gün, haftalar öncesinden alınmış bir randevum vardı.

Annemle aramızı düzeltmek için aile terapisi almaya karar vermiştik. Ama o kadar berbat haldeydim ki annemin suratını bile görmek istemiyordum. Yapılacak tek doğru şey vardı, terapiye yalnız gitmek. Tek başıma, kendim için!

Gece beni yıllardır hayatta sapasağlam durmam için yıllardır destekleyen, en can dostum, hatta can yoldaşım, arkadaşımda kaldım. Ertesi gün oldu, ablamda benimle gelmek istedi. Beraber gittik. Psikoterapistin karşısına tüm gece ağlamaktan mosmor gözlerle çıktım. ve terapist sordu.” Neden buradasın? “ “Ben eşcinselim ama bu sebepten dolayı burada değilim. Annemle olan problemlerimden dolayı buradayım.” dedim ve yarım saat içinde hayatımda olup biten her şeyi özetle anlattım. Ardından ablamla yalnız konuştu. Terapist ikimizi de karşısına aldı ve “Bu adam tamamen normal, aklı başında, zeki, farkındalığı herkesten yüksek, düzgün bir adam. Sizin bu adamla ne alıp veremediğiniz var?” dedi. Saygısız ablam, karşısında Türkiye’nin en iyi uzmanı olduğunu göz ardı edip “Ama’larıyla” defalarca adamın sözünü kesip benim aslında yanlış yaptığımı anlatmaya çalıştı. Terapistim artık dayanamayıp ablama” Bu çok faşist bir yaklaşım, sen bir faşistsin, yetişkin bir adamın bireylik haklarını elinden alamazsın.” diye çıkıştı. Ayrıca bir anne olduğunu, bu şekilde çocuk büyütemeyeceğini, başka bir zaman kendisiyle baş başa görüşmek istediğini ekledi. Seansımız bittiğinde terapistim “Buraya annenle değil, tek başına gelmekle en iyi kararı vermişsin. Anneni artık unut. Anlattıklarına göre annenle aranın düzelme şansı yok. Seni kurtarmaya bakalım.” dedi.

İlk terapinin sonunda biraz da olsa rahat nefes alıp verebilmeye başlamıştım.

Ama ablam. Ah o ablam. Terapinin sonunda bir uzmana bok atmaya başlamakla kalmayıp o kadar affedilmez, ipe sapa gelmez şeyler yaptı ki başta ben olmak üzere, can dostlarım ve terapistim şok içinde izledik. En yakın kız arkadaşıma “Kardeşim seni seviyor, seninle evlenmek istiyor.” demesi üzerine bardak taştı. O gece onu gırtlaklamak istedim. Kendime hâkim oldum. Bunu yapabildiğim için kendimi ayrıca kutluyorum. O günden beri de ne suratını gördüm, ne sesini duydum. Bir daha da Allah ona benim suratımı görmeyi nasip etmesin, adımı ağzına dahi alamasın inşallah. Ona karşı öfkem ve nefretim bu kadar fazla. Jedi olsam çoktan karanlık tarafa geçip Darth Vader olmuştum.

Ablamla köprüleri böylece atmıştık. Yakında iş dolayısıyla yurt dışına çıkacaktım, aylarca dönmeyecektim. Yıllardır her yurt dışına çıktığımda koca bir bavul taşımaktan artık sıkılmıştım. Dananın kuyruğu ya kopacak ya da 3. dünya savaşı çıkacaktı.

Hakkımdaki gerçekleri, yaşadıklarımı ve özellikle “kendi hatalarını” anneme anlatmam gerekiyordu. Üstelik bunları terapistim “Annen sağır olmuş, hiçbir şey duymaz. Kaç, kendini kurtar o aileden.” demesine rağmen yapmalıydım. Ben olabileceğim en mükemmel evlat, en dört dörtlük bir adam olmaya çalışırken, onun bunları görmezden gelip sadece benim götümün derdine düşmesinden dolayı sahip olduğum ama asla anlatmadığım asıl öfkemin nedenini anneme açıklamalıydım. Bunu doğru bir şekilde yapabilmemin tek şartı vardı. Sakin olmak. Hiç sahip olamayacağımı düşündüğüm dinginlik ve sakinlikte olmak.

Aslında bu sefer o evden bir daha dönmemek üzere ayrılacaktım. Sessiz sedasız…  Bir yolculuğa çıkacak ve bir yerlerde bir ailemin olduğunu unutacaktım. Bavulumu son dakikaya kadar hazırlamamıştım. Planlandığım annem evde yokken, bavulumu hazırlayıp kimseyle vedalaşmadan havaalanına gitmekti. Bavulumu hazırladım. Henüz bu evi tamamen terk etmeye hazır olmadığımı hissettim. Gözüm arkada kalmamalıydı. Bu evde yaşadıklarım bir mutlu sona bağlanmalıydı. Yıllarca içimde yanan ateş, bir anda kor haline geldi ve söndü. Yüzümde bir tebessüm oluştu, elim telefona uzandı, annemi aradım. “Ben gidiyorum, gel.”… Gitmeme birkaç saat vardı, annem karşımdaydı, ben ise tamamen hafiflemiş, içim huzur doluydu. Birazdan yıllarca konuşmaktan kaçtığım, sonuçlarından korktuğum her şeyi konuşacaktım.

Olaylar nerden, nereye, nasıl geldi, çocukluğumdan itibaren olan biten her şeyi anlatmaya başladım. İnkâr etti, sen şizofren olmuşsun dedi, bunların hiçbiri olmadı, aklın oyun oynuyor sana dedi. Eskiden olsa ve bunları duysam hiddetlenirdim. Ama o an iç huzurumu koruyabildim. Yaşananların hepsinin gerçek olduğunu, şahitlerine ve suçlularına kadar verdim. Bana bunu niye yapıyorsun, dedi. Kalbi yerinden fırlayacak gibi çarpıyordu, terlemeye başladı, bayılmak üzereydi. Anne dedim, sana bir şey olduğu yok, olan bana oldu hep. Sen kocanın ardından ağlarken, ben çocukluğumda bunlarla uğraşıyordum, şimdi karşımda hiç ajitasyon yapma dedim. Neden anlatmadın, dedi. Evde ablam bazı şeylerden haberdarken ve üstüne üstük beni hizmetçisi gibi kullanmak için bildikleriyle sanki ben suçluymuşum gibi tehdit ederken nasıl anlatabilirdim dedim. Beyninden vurulmuşa döndü. Yapabileceğim bir şey yoktu. 20 küsur yıldır ben bunlarla uğraştım, tek başıma, al birazda sen uğraş, ben artık yoruldum dedim. Gördüğün gibi beni erkek olmakla bir problemim yok ki olsa da ne olur? Ben sadece senin çocuğunum, oyuncağın değil ve ben sadece bir adamla yaşayacağım bir beraberlikten mutluluk duyan bir adamım dedim. Söyleyecek hiçbir sözü yoktu. Kartlar açık oynanınca zamanında yerine getiremediği sorumluluklarından dolayı tüm annelik haklarını kaybetmişti. Bundan sonra kararlarım, bedenim, hiçbir şeyin üstünde söz hakkı olmadığını, olamayacağını, tüm bu yaşadıklarına rağmen, bu adamın bu noktaya kendi başına gelmesinden kendine iyi krediler çıkaramayacağını, aslında hiçbir zaman gerçek anlamda yanımda olmadığını fark etti. Bunu anlıyordu. Pişmanlığı gözlerinden okunuyordu.

Artık gitme zamanı gelmişti, geriye 4 duvar arasında bir kadını, binlerce düşünceyle bırakıyordum. Odama gittim, kitaplıktan “Benim Çocuğum” belgeselini aldım, çalışma masamın üstüne koydum ve üstüne izlemesi gerektiğini yazan bir not bıraktım ve odamın kapısını kapattım. Bunun anneme yardımcı olacağını düşündüm.

Hafiflemiş bavulumu aşağı indirdik. Annem taksi çağırdı. Gözleri yaşlı. Vedalaştık. Arkamdan su döktü.

-Nereye abi?

-Atatürk Havaalanı.

Şimdi her telefonla konuşmamızda “Göreceksin, en büyük destekçin ben olacağım. Seni döndüğünde çok güzel bir hayat bekliyor. Söz veriyorum.” diyor, günah çıkarmaya çalışıyor, bazen keşke ile başlayan bir cümle kurmaya yelteniyor, ama hemen ardından “keşke” yok diyor, bundan sonra yapabileceklerimize bakalım diyor. Tabi ben lafa değil, icraata bakarım.

57 yaşında bir kadından şimdiye kadar bir anne olarak yapmadığı her şeyi telafi etmesini beklemiyorum tabii ki ama bu yükten kurtulmak var ya işte bu paha biçilemez.”

İnsanevladi

“İnsanın içine atmayıp anlattıkça rahatlaması ve açılan olası konu başlıklarına- evlilik, kız arkadaş vs.- belirsiz cevaplar vermekten kurtulması adına anlamlıdır. İnsanın sırlarla yaşaması çok zor ve bu anlamda eşcinsellik çok büyük bir kambur. Elbette kastım bu kamburdan kurtulmak değil ama yükü hafifletmek. Tabii ki açıldığınızda aileniz sorunsuz şekilde karşılasa da sizin ileride yalnız kalacağınız, toplum tarafından dışlanacağınız gibi olası problemleri dert edecektir size yansıtmasa da. Bu durum belki onları üzecek ama sizi daha iyi anlamalarını sağlayacaktır diğer taraftan da. Ben anneme açılırken tüm vücudumda deprem oluyormuş gibi tarifsiz şekilde titredim ama şimdi bir nebze daha huzurluyum. Beni her şeyimle kabul eden bir annem olduğu için de çok şanslıyım.

(bkz: bir eşcinselin içini açmak)”

Naringergedan

Bu konuda şimdiye kadar yazılmış olan 113 entryden sadece 18’ini yayımladık. Bu konuyla ilgili diğer tüm yazılanları Ayı Sözlükte’ki “aileye açılmak” başlığında bulabilirsiniz.

Diliyoruz ki hiçbir genç, ailesine dürüst olduğu için hayatından olmasın. Sadece yöneliminden dolayı hayatlar solmasın. Dürüstlük öldürmesin.

Sağlıcakla kalın…

Hazırlayanlar: naringergedan – dark bear
1. Sayı

1. Sayı

Okumak için tıkla

İndirmek için tıkla




1 Comment on Ayı Sözlük yazarlarının “aileye açılma” anıları

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*