Ayı Sözlük yazarlarından İtiraflar-5

Ayı sözlük yazarlarının itiraflarına 5. Bölüm ile devam ediyoruz. Tüm itiraflara sözlük üzerinden ulaşabilmek mümkün. Keyifli okumalar dilerim.

Hazırlayan: dark bear

biliyorum ki en başından beri çok zor bir ilişkiydi. bir takım tedirginliklerim vardı. biraz da karşı taraftan bir soğukluk hissediyordum. ama sevdiğini de biliyordum. zorlukları kabullenmek yerine ise ben direnmeyi tercih etmiştim oysa.çünkü onunla herşey bir başka güzeldi. istanbul‘a bağlayan bir bağ vardı beni. çok sevmiştim istanbul‘u.ben istanbul‘un kendisini mi yoksa içinde “o” var diye mi o kadar sevdim? işte buna şimdi kati birşey söyleyemiyorum. oysa ki bu ilişki başladığından beri sanki bulutların üzerinden bakıyordum dünyaya. benim için bir rüyadan farkı yoktu. bu haftasonu ise sonu sevgili olarak son defa gördüm. bundan sonra bir dost bir arkadaş misali. çünkü bir arkadaş olarak olsa da onu görmek iyi gelecek. o bambaşka biri! benim umutlarım, düşüncelerim, hayallerim bir volkan misali kocamandı. büyük, çok fazla büyük-tü.. bunu burdan bu şekilde söylemek istemezdim ama “ben seni çok sevdim!..” güle güle sevgili, hoşgeldin dost..

4chubandbear

 

bugün smokebl ve gargamelin sirini ile yaptığımız üçlü performans dudak morartıcıydı. alt komşumuz şaziye pekmez bizden şikayetçi olsa da boktur kokar, candır çeker diyerek bize hak verdi. bileklerimdeki kelepçenin anahtarını bulamadığımız için çilingirci çağırmak zorunda kalsak da çilingirciyi de aramıza almayı ihmal etmedik. smokebl‘ın meme piercinginin yastık kılıfına takılması ve memesinden akan kanın bizi daha çok tahrik etmesi yatağın çökmesine sebep oldu. ama sonundaki 4 lü patlama herşeye değerdi. taaa ki çilingircinin titremesini görene kadar.

kewashe

 

az önce bi başlığın altına girilmiş yazıları okurken, bunu hangi hıyar yazmış dediğim girdiyi benim yazdığımı fark ettim, insan zamanla sahiden çok değişiyor.

muahhhh

 

elimde olsa seni her dakika arayıp dururum ve ‘benden başka kimseyle flört etme ne olur!‘ deyip ağlarım. ama böyle şeylerden sıkılacak bir kadın olduğunun farkındayım ve tarzın değil onu da biliyorum.

iyi aile lezbiyeni

 

keman öğrenince kesin çalmalıyım dediğim bir şarkıdaki sevdiğim o kısmın akordeon olduğunu öğrendim bugün, sanırım çok zekiymişim gibi davranmayı bıırakıp gerçeği kabul etmem lazım, benden bi bok olmaz

muahhhh

 

birisine aşık olursunuz veya çok seversiniz. o da sizi sever ama sizin onu sevdiğiniz gibi değil. sizin gözünüzde her şey çok daha ciddidir, büyüktür, şiddetlidir. sonra onun da size karşı aynı şekilde olduğunu düşünürsünüz, bunun aksini iddia edecek hiçbir şey de yapmaz. en tutkulu şekilde, en şehvetli ateşler içinde terleyerek aşkınızı yaşarsınız ve öğrenirsiniz ki o kişi aslında bir başkasına aşık. bununla savaşmaya çalışırsınız ama olmaz. yollarınızı ayırmak istersiniz ve ayırırsınız da ama aklınızdan hiç çıkmaz. içiniz acır her defasında onu düşündüğünüzde, böylesine büyük bir sevgi ve aşkın niye böyle olduğunu sorgularken. sonra dersiniz ki kendi kendinize “bu kişi için mi üzülüyorum ben? o beni sadece bir seks arkadaşı olarak görüp severken, o benimle aynı duyguları paylaşmazken ben buna mı üzülüyorum?” diye ama fayda etmez. onu düşünmemenizin çaresi değildir bu ve o çareyi de bir türlü bulamazken kalbinizdeki acı giderek daha da büyür ve büyür! tek umudunuz belki yeni birisinin gelip de bu acıyı sonlandırması olur artık ama o kişi de hiçbir zaman gelmeyecek gibidir… sanki yalnızlıkla bir ömür boyu el sıkışıp da antlaşma yapılmış gibidir…

eythymos

 

akademik ortamda her ne kadar adil ve eşit olsam da sınavlarını ve ödevlerini notlandırdığım bir öğrenciyi sırf özlediğim yeğenim ile aynı adı taşıyor diye az da olsa pozitif kayırıyorum. aralarında hiçbir alaka yok (yeğenim 2 öğrenci 22 yaşında), ama okyanus ötesi uzun süre yaşayınca böyle yan etkiler oluşuyor demek ki zamanla.

rdbear

 

ablama ve anneme her şeyi anlattım. çok olumlu karşıladılar. bu arada annem, cinsel tercihimi hep hissettiğini söyledi. nasıl anladığını sorunca, “belli etmiyorsun ama anneyim ben dedi”.

whitebearry

 

bolu‘da okuyan bir lise öğrencisi olarak o kadar ümitsizim ki valiyi tatile ikna edebilmek için twitter‘dan aşırı buzlanma nedeniyle düşüp yırttığım pantolonumun fotoğrafını gönderdim. pişman mıyım? hayır!

(bkz: okulları kar tatili yapmayan hain vali)

youngbear14

 

son seyahatimde yanımda oturan adamı taciz edip durdum. bacağını okşadım, onunla yetinmedim sıkmaya başladım hafiften ve saatler ilerledikten sonra da iyice abartıp köfte yapmaya başladım. yanımdaki de memnun olmalıydı ki bu durumdan bacaklarını daha bir iyice açıp elimin hareket alanını daha da genişletti. ve bu benim ilk tacizimdi.

deniz mercan

 

okumayı yazmayı unuturum diye ödüm kopuyor. cin korkum vardır. kalabalık bir ortamda düşüncelerimin farkında olmadan ağzımdan kaçmasından korkuyorum. selam ben korkusuz korkak.

otnsan

 

‘‘kararsızlık‘‘ bir hastalıksa, kronik kararsızlık hastalığına yakalanmış biriyim. bugün öğle yemeğinde bir yerde ne yiyeceğime karar vermem cidden çok uzun sürdü ve 20 dakikalık bir süreden sonra tavuklu noodle aldım ki bu kesinlikle yanlış bir karardı. 2 aydan uzun zamandır sürekli saçımı kestirsem mi yoksa kestirmesem mi diye düşünüyorum ve sürekli bunu insanlara soruyorum ve cidden bunu sorduğumda bana fiziksel şiddet uygulayan insanlar var artık.

youngbear14

 

doğu şivesi yapılınca size, ‘‘sie‘‘ oluyo ya… çok tuhaf oluyo. küfür gibi oluyo. her neyse…

bugün günlerden çarşamba. oysa benim derdim salı başladı. ya da vazgeçtim. cuma. mübarek gün(!), doğduğum gün.

karlı bir 22 ekim sabahı -yılın ilk karıymış dediler. hatırlamadığım için inandım ben de. aaa ne güzel bile dedim hatta bu tatlı rastlantıya.-

başladı her şey. kış insanıyım derim hep. kıçım donunca soğuktan, kıştan da nefret ederim ama. daha o günlere gelmemişiz gerçi. annem, annelik içgüdülerini sonuna kadar kullanarak giydirmiş kalın kalın. biz hastaneden eve gelip üstümüzü başımızı çıkartmadan daha abim üstüme oyuncak kamyonla saldırıyo. şimdi düşününce diyorum ki, hipno kim ki zaten… vurun yanına koyayım.

o ilk günden hemen sonra, zamanla birbirimize alışıyoruz, beraber oyunlar oynuyoruz. tek oynadığımız oyunlarda hayli sinirim bozuluyo ama. abim benim tasolarımı alıp, ütülüp* geri geliyo. her defasında da söz veriyo piç bir dahakine kazanıcam diye, ben de güveniyorum her defasında -şimdi de güvendiğim gibi işte-

abim büyüdü, bisikleti oldu, bisikletten düşüp, dizlerini parçalayıp geldi, ağladık hep beraber. (tam üç kez yaptı bunu, dile kolay… eşek at hayvan.) bense 21 yaşına geldim, hala paten hayali kuran biriyim. ve hiçbir zaman iki tekerlekli bisiklete binemedim.

bunların hepsi yaşanırken parasızlık, annemin depresyonu, evin küçüğü olduğum için her zaman ekmeğe gitmek zorunda olmak ve güzel olmamak gibi problemlerim vardı. hatta bir gün sınıftan bir arkadaşım da dile getirmişti bu sonuncusunu. daha ilkokuldayım lan, ne hayata küstürüyosun heyvan, diyemedim. sonra makyajdı, saçtı hallettik bir şekilde ama ne bileyim sanki o gün çirkinleştim ben. yüzümde ne kadar fondöten sürsem de kapatamayacağım kocaman bir leke kaldı. çocuklar acımasız olur derler. o gün bu gündür hiç çocuğum olsa hayali kuramadım diğer kızlar gibi. güzel bir aile hayali de. kendi ailemden yola çıkarak evliliğin ciddi bir kurum değil, ciddi bir sorun olduğuna kanaat getirmiştim. bunun yanında kaç yaşına geldiğim halde çarpım tablosunu öğrenememiştim. hayat, utanmam için oluşturulmuş, öğütlerle dolu aptal bir çocuk kitabı gibiydi. çok az çocukluk arkadaşım oldu, çok az anım. çok az gittim parklara, çok az salıncağa bindim. sanırım her çocuğa ‘‘biraz da bizim kız/oğlan binsin‘‘ diyecek bir anne lazımdı.

ilkokulu çarpım tablosunu öğrenmeden bitirdim. ortaokulda sözel dersler hariç notlarım berbattı. matematik hocasının yüzüme attığı tokat değil, ona karşı koymamam canımı acıtmıştı. sonra çarpım tablosunu öğrenmemeye devam ettim. ve bunun için suçlamamaya başladım kendimi. yüzümde çıkan birkaç sivilceyle bile daha ilgiliydim. rock ve metal müzikle tanıştım, saçma arkadaşlıklar kurdum ve internetten bir sevgili edindim. sonradan anladım ki müzik zevkim iyiydi ama çocuk harbiden çirkindi. kısa süre sonra ayrıldık. oysa kavuşmadan ayrılmak şimdi ne tuhaf geliyor kulağa… o zamanlar her şey gerçek gibiydi. öpüşmekten korkarken nasıl gerçekten sevebilirsin birini?

kendime bile çok karmaşık geldi bu yazdıklarım ama iyi geldi. sonra yine devam ederim belki. nasıl aşık olduğumu, gençlik buhranlarımı ve daha fazlasını anlatırım. büyüyemedim ki hala zaten. şimdilik iyi geceler.

hipnoloji

 

hayatta planlar yapmamak gerektiğini öğrendim sözlük, en önemlisi de gerçekten her şey tamam olmadan aşk olmadan bir birliktelik ile ömür geçemeyeceğini öğrendim sözlük…. birisinin çıkıp geldiğinde geri kalan yaşanmışlıkların yok olup gittiğini öğrendim… yeniden o kelebeklerin varlığını bunun dünyada benzeri olmayan bir duygu olduğunu ve bunun uğruna yeri gelince can yakıp çekip gidilebileceğini yeniden anımsadım.

hestia

 

büyük ve kalabalık yerler yön bulma duygum olmadığı için çok korkutucu geliyor. mesela şimdi güven parkta arkadaşımı bekliyorum. o gelip beni karanfile götürmese imkanı yok bulamam. daha yeni geldim ama yarım saat yer altında döndüm durdum anca çıkabildim. insanlarda bir garip. üstüne üstüne yürüyorlar ve bişey sorduğunda garip garip bakıyorlar. sormak istemiyorum o yüzden. bolu böyle değil, ne kadar küçük ve gelişmemiş olsada orada rahatım. bide üniversiteyi istanbulda okumak istiyorum.

youngbear14

 

bir ara sözlükte geçirdiğim zaman bana çok boş geliyordu, ama şu günlerde fark ettim ki aslında ben burada bir nevi kendime, benden sonrakilere ve zaman denilen bu mefhuma notlar bırakıyorum, düşünceler ve hatıralar bırakıyorum, elimden geldiğince buraya daha fazla yazmaya karar verdim, kendime not olsun bu da.

muahhhh

bir dönem hoşlandığım ama açılamadığım bir platoniğim vardı, hiç söylemedim tabi öyle kapandı gitti. aradan bir yıl geçti ve tesadüfi sekilde yollarımız kesişti. meğer o da benden hoşlanıyormuş. 3 ay yazıştık ve bir araya geldik. birlikteyken öylesine dünyayı siklemiyorduk ki biz dışında her şey teferruat geliyordu. akşamları iş çıkışı buluşuyor yumurta tokuşturmaca, ps 2 oynuyor her şeyi birlikte yapıyorduk. karlı bir havada 4 saat yürüyüp sabaha kadar birbirimizi ısıtmak için hiç uyanmamıştık mesela. sonra bu adam bir anda kayboldu yok oldu gitti. madem sevmiyordu neden yatmıştı benle neden sevişmişti, neden koynuma sokulup sakalına kadar öpmeye izin vermişti asla anlamam, asla anlayamam. ne garip ya tuhaf işler bunlar.

futurelavirs

 

küçükken sabah daha çok uyumak için geceden önlükle yattığım oluyodu.  annem beni pis ve tembel ilan etse de acayip bir kolaylık, adeta tekerleği bulmuşum gibi falan geliyodu bana o dönemde. öyle işte.

hipnoloji

 

zam isteyip babayı aldığımdan beri işte doğru düzgün çalışmıyorum sözlük..chatti, sözlüktü, internette ona bakıyim buna bakıyim derken akşam 5 oluyor çıkıp gidiyorum. eski çalışkanlığımdan, problem çözücülüğümden eser kalmadı..soru soran olursa anında başkasına paslıyorum. kendimce adaleti sağladım ne kadar ekmek o kadar köfte..annemin lafı gibi salla başı al maaşı modundayım.

geronimo

 

sevgilimle dışarı çıktığımızda öpüşmek büyük problem oluyor. etrafa bakmaktan ve insanları kolaçan etmekten ilk başlarda baya çekiniyorduk falan; ta ki 2 gün öncesine kadar. yürürken dudak dudağa ve el ele bulduk birbirimizi. taşlanıp öldülmezsek ya da toplum baskısı sonucu linç falan edilmezsek öpüşmecikli eylemlere devam.

tus‘a hazırlandığı için çok az görebiliyorum ama ne önemi var ki; nasılsa o benim geriye kalan her şey teferruat.

futurelavirs

 

dün akşam annem ve babamın 130 dakikayı bulan ve şahsıma uyguladıkları mobbing sonucu suratlarına “ibneyim lan ben, kadınlardan da hoşlanıyorum, eşcinselim. sizin kızınız bir ibne, şimdi mutlu oldunuz mu?” diye bağırdım. pişman değilim. yine olsa yine yaparım.

(bkz: velev ki ibneyiz)

nerissa




Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*