EastSiders: ‘Cal ve Thom’a karşı bir rüzgar var ama Onlara Aşktan Esiyorlar’

Öncelikle diziyi henüz izlemeyenler ve ileride izlemek isteyenler için, bu yazı, spoiler niteliğinde bilgiler içeriyor olabilir. Dizide Colby Keller, Adam Ramzi ve Willam Belli (RuPaul’da yer almış) gibi kişileri de görebilmek mümkün. Ama benim favorilerim Jared (Satya Bhabha), Mitchell (Jordan Firstman) ve Cheyenne (Max Emerson) şeklinde.

Hazırlayan: hazineci

Geçen sene Netflix’te keşfettiğim “EastSiders” adındaki Amerikan yapımı bir LGBTİ+ diziden bahsetmek istiyorum size. 2019 Aralık ayında dizinin 4. ve son sezonu Netflix Türkiye kataloğuna düştü ve yeni RTÜK düzenlemeleri sürecinde ne olur ne olmaz diye hemen sezonu bitirdim.

Kit Williamson (dizideki Cal karakterine hayat veriyor) tarafından web dizisi olarak ortaya çıkan projenin ilk baştaki amacı Kit’in sadece kendisi için bir şeyler hazırlamak istemesiydi. Sonrasında dizi internette oldukça beğeniliyor ve diğer sezonlar için Kickstarter fonlanmasıyla masrafların bir kısmı bağışçılardan sağlanarak ilerleniyor. Netflix ve diğer kanallarla da dizinin bilinirliği ve hayran kitlesi artmış oluyor. Açıkçası ana akım medya içerisinde bu tarzda LGBTİ+ diziler yoğunluğu oluşturmaz. Genel olarak bir-iki ana projeye ağırlık verilir ve buralarda anlatılan hikayelerin de ana akım izleyicisini pek de ürkütmemesi istenir. Bu kapsamda, dizinin yapımcılardan önce “gerçek” izleyicilerden onay alarak ana akıma eklemlenmesi LGBTİ+ görünürlüğüne ve bu alandaki “alternatif” hikayelere de alan açmış oluyor. Bu açıdan bu dizinin zaten rüştünü ispatladığı rahatlıkla söylenebilir. Zaten yolu da Daytime Emmy Ödülü kategorisinde adaylığa kadar uzanıyor. Diğer türlüsünde bu projenin ana akım üretimde yer bulabilmesi zor olurdu.

Bu tarz işlerde benim sevmediğim şey, LGBTİ+ hayatın oldukça rahat gösterilmesi. Yani bir anlamda “eşcinsellik özendiriliyor” görüşünü savunuyor buluyorum kendimi. Çünkü hikayede yaşanılan hayatın karşısında duran karakterler çoğunlukla olmuyor. Call Me By Your Name filminde de böyle bir rahatsız edicilik vardı bence. Dizinin yaratıcısı bu konuya ilişkin şöyle diyor; “ben zaten California topluluğunu ve aslında Silver Lake’teki kendi çevremi anlatıyorum”. Bu bakımdan, bu “herkes eşcinsel olmakla mutlu” tavrı gerçekdışı gelmiyor.

Yapım her ne kadar internet için hazırlanmış olsa da televizyon için hazırlanmış gibi kaliteli. Birçok mevzuda incelikli düşünülmüş konular ele alınıyor ve dizinin esas odak noktası “empati”. Bu bakımdan bir anlamda her bir karakterin “iyi insan olma çabası” içerisinde olduğunu görüyoruz. Her bir karakter türlü çıkmazlar içerisinde ve bu “insan olma hali” yaratılan karakterlerin izleyiciyle olan diyaloğunu sağlam kurmasına neden oluyor. “Eşcinsel olma hali”nin türlü bilinmez sorunu seyirciye güzel aktarılmış. Benzer karmaşayı heteroseksüel karakterlerde de görmekteyiz; adeta her bir karakterin hayatı karmakarışık. Bu nedenle dizi klasik LGBTİ+ yapımlarından ayrılıyor ve empati kavramı üzerine yoğunlaşıyor.

Ana karakterlerden Thom, birlikte yaşadığı sevgilisi Cal’i aldatır. Cal de bunu öğrenir. Biz de “sevdiğin birinin başkasına da aşık olması” durumunu izlemeye başlarız. Konu o kadar içten ve samimi anlatılmış ki, o karakterler yerinde olmasanız bile onların neden öyle davrandığını anlayabiliyorsunuz. Herkesin hikayesi kendi gerçekliğinde yaşanıyor. Ahlakçılığın safdışı bırakıldığı bir ortam görmek güzel açıkçası. Çeşitli şekillerde ilişki deneyimleri yer yer zorlayıcı olsa da, günümüz modern çağını anlatmıyor da diyemiyoruz. Örneğin; çokaşklılık bunlardan biri. Threesome için uygulamalardan birini ayarlamak gibi. Açık ilişkiye başlama ve onu sürdürme gibi. Parti organizatörü ve drag queen’in aşk hikayesi gibi, ki her iki karakter de oldukça feminen. Hikaye “seks pozitif” kavramı üzerinden ilerliyor; yani, sekse dair her şey insan olmakla ilişkilidir, eleştirilecek bir durum yoktur.

Birçok konuya farklı bir bakış açısı sunduğu da söylenebilir. LGBTİ+ bireylerin kendilerini “tanımlama”sı üzerinden, bottom-shaming (pasifliği aşağılama) üzerinden ve cinsel yönelimin bir spektrum oluşu üzerinden çokça mesaj var. Örneğin; heteroseksüelliği, henüz eşcinselliğin deneyimlenmediği bilinmeyen alan olarak tanımlandığını görüyoruz. Zaten Ian karakteri de eskiden sadece kadınlarla birliktelik yaşarken artık erkeklerle de birlikte olmaya başlıyor ve kendisini “tanımlamadığını” sıkça belirtiyor. Bununla birlikte; şu şu doğrudur, şu şu yanlıştır olayı da yok. Yani; bir karakter ağzından “bazı kişiler de kendilerini tanımlayarak daha rahattır” deniyor. Özetle; cinsel yönelimin tektip bir yaşanış şekli yok, farklı alternatiflere de alan tanınıyor, ki bu alansızlık benim de LGBTİ hareketinde sıkça eleştirdiğim bir konudur.

Sanırım dizide en sevdiğim şey; 4 sezon boyunca karakterlerin (Cal ve Thom) yaklaşık 10 yıllık bir ilişki sürecini görüyor olmamız. Dizideki Cal ve Ian karakterleri de gerçek hayatta evliler ve 11 yıldır da birlikteler bu arada. Anlatılan hikayede Cal ve Thom yaşadıkları onca şeye rağmen, bir türlü birbirlerinden kopamıyorlar. Parasızlık, alkol sorunu, gelecek endişesi, vb. gibi şeyler ortak deneyimleniyor. Karakterler hep yalnız sayılmaz çünkü hep bir kurtarıcıları var. Ama “aşkın seksten bağımsız tanımlanışı” aslında ilişkide mülkiyet kavramını eleştirenlere güzel argümanlar sunabilir. Hikayede de bu konu üzerine düşünme bir hayli uzun sürüyor ve hikaye, karakterlerimizin de bu ikisinin ayrı yaşayamayacağını düşünmesiyle sonlanıyor diyebiliriz.

Yer yer kara komedi, yer yer duygusal diyebileceğim bu “LGBTİ+ konuları içeriden anlatan” seri bence mutlaka görülmeli.

Sevgiler,

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*