Gizemli gezegen Mars

Gürül gürül akan ırmaklarına tüm dünyanın hayran olduğu, henüz o topraklara ayak basan insanoğlunun olmadığı diyar: Mars

astral

Çok şeyler yazıldı çizildi hakkında, ha “astral yüzlerce insan yazdı çizdi, sana mı kaldı bir de laf etmesi” diyebilirsiniz sonuna kadar haklısınız. Zira sadece üzerinde milyon dolarlık araştırmaların yapıldığı değil, en az o kadar bütçeler ile çekilen kurgusal filmler ile tanıdık kendisini. Burası çok önemli, Amerika vatandaşlarının büyük kısmı kendilerinden alınan vergilerin aktarılmasından ötürü NASA’ya çok kırgın, çünkü paralarını boşa harcadıklarını düşünüyorlar, ama 3D filmler çekilsin verdikleri vergilerden daha fazlası Hollywood’a aktarılsın ona ses yok.

Neyse efendim biz konumuza dönelim. Mars, Güneş Sistemi’nde içten 4. Sırada yer alan komşu gezegenimiz. Biliyorsunuz son zamanlarda NASA’nın Martian (MARS) projeleri büyük ivme kazandı, tamam da bu adamlar ne yapıyor?

1965 yılında ilk yakın fotoğrafı alınan Mars, binlerce yıldır sadece kırmızı bir nokta olarak tabir ettiğimiz halinden daha karmaşık ve bize daha benzer olduğunu kanıtlamıştır.
Bilim dünyası ciddi bir şekilde dünya üzerindeki yaşama olanak sağlayabilecek başka yerlerin de olabileceği ihtimali ile hareket kazanmıştır.

Sanayi devrimi ile birlikte dünya atmosferi önümüzdeki 1000 yıllık tahribatına 100 yıl gibi kısa sürede kavuşmuş, bunun sonuçlarını da fiziksel olarak gözlemlemekteyiz. Dünya üzerindeki yaşamı bu denli tehdit eden süreci durdurmak mümkün değildir, sadece yavaşlatmaya gidilebilir ki bu da artan nüfus ve ihtiyaca göre artan enerji tüketimi ile oldukça komik boyutlarda kalacaktır.
Dünyadan kaçmak fikri şimdilik çok cazip ve makul olmasa da ileriye dönük akıllı yaşam formu olan insanın geleceğini kurtarma planları arasında yerini almış durumdadır.

Uzayın insanoğlunun kullandığı ölçü birimlerince sonsuz büyüklükte olması (13,6 milyar ışık yılı evrenin sınırı için belirlenmiş gözlemsel değerdir), yaşamı sürdürebileceğimiz dünya dışı yaşam merkezleri için “NEREYE” sorusunu sormamıza sebep olmaktadır.

Yapılan ötegezegen çalışmaları (exoplanets), yakın komşuluğumuzda ve samanyolu gökadamızda pek çok yıldızın çevresinde gezegenlerin var olduğunu kanıtlamış durumdadır, pek çoğunun da “yaşanabilir kuşak” içinde olduğunu göz önünde bulundurursak oldukça çok seçeneğimiz var.

Bu kadar büyük sayıda seçenek varken Mars’a kafayı takmamızın sebebi ne olabilir diye sorabilirsiniz, atlayalım uzay mekiğimize çekip gidelim bu kokuşmuş güneş sisteminden! İşler elbette o kadar film senaryosu tadında gerçekleşmiyor.

İş yeriniz yahut okulunuzda sizinle benzer şartlarda çalışan/eğitim gören insanları ele alalım, birisi hastalandığında yahut herhangi bir etmenden etkilendiğinde, gözlemlemeye başlarız, çünkü benzer sonuçlar ile biz de karşılaşabiliriz. Evrende de tümüyle izole sistemler mümkün değildir. Bir sistem içinde bulunan tüm elemanlar birbirileri ile etkileşim halindedir. Küçük kayaçlardan dev gaz gezegenlere tümüyle o yıldız/yıldızlar sisteminin etkili elemanlarıdır.

Gelişen ileri teknoloji, çığır açan uzay çalışmaları bir yana henüz insan eli ile güneş sistemi dışına çıkabilmiş değiliz. Bir yerde elimiz kolumuz bağlıyız. Bu bağlamda etrafımızda hastalanmış yakın komşuluklarımızı incelememiz gerekmektedir. Yapabildiğimizin en iyisi budur.

Dünya üzerinde atmosferi bulunan, yaşamı destekler bölge olan “Habitable Zone” içinde güneş etrafında dolanan kayaç gezegen. Atmosferi ilk oluştuğu andaki halini bu günlere kadar taşıyamamaktadır. Gezegen evrimi sürecinde kayaç gazları, volkanik atıklar ve üzerinde var olan yaşam formlarının salınım yaptığı gazlar ile stabil bir döngüyü sağlamış gibi görünse de, bahsettiğimiz sanayi devrimi sonrasında hızla yıpranmaya girmiştir. Sanayi devrimi ve ağır karbondioksit salınımı olmasa bile, yeryüzü volkanik etkinliklerin zaman içinde durulması ile atmosferi besleyen gazlar zamanla tükenecek ve atmosfer içinde yaşamı barındırmayacak bir hale dönüşecek.
Peki bu kıyamet senaryosu nereden çıktı?

Mars

Yapılan incelemelerde Mars’ın da Dünya gibi atmosfere sahip olduğunu, çeşitli etkiler ile artık gazların devinimini sağlayamayıp, atmosferini kaybettiği ispatlanmıştır. Buna sebep olan etmenler incelendiğinde çeşitli teoriler ile karşılaşmaktayız, bunlar yer altı volkanik etkinliğin zaman ile son bularak atmosfere salınan gazların durması, büyük meteor çarpışmaları ile atmosferin kirlenerek zamanla üzerinde yaşama elverişli şartların ortadan kalkması gibi.

Eh aynı yıldız etrafında dolandığımıza göre benzer etkileşimlerin yuvamız “Dünya” için de tehdit olabileceğini öngörerek, zamanla bu durumlarla karşılaşılması halinde nasıl davranılacağını, yahut bunları önlemek için neler yapılacağını bilmekte fayda var.

Kaçınılmaz son ilelebet bizi bulacaktır, ama kendi sürecinde işleyen bu durum karşısında elimiz kolumuz bağlı oturmaktan ziyade alternatif yerler aramak boynumuzun borcu. Bu kanıya sıkı sıkıya bağlı fazlaca bilim-kurgu hayranı bilim insanı canhıraş çalışmalarını sürdürüyor.

Mars’ta kurulması planlanan koloniler, uzay mekikleri içinde yaşama elverişli alanlar oluşturmak, hepsi planın bir parçası sayılır.

Bütün bu gelişmeleri görecek ömrümüz olur mu orası bilinmez ama şu kesin ki “yaşayacak başka bir yer bulana kadar tek yuvamız dünyamız” buraya gözümüz gibi bakmadığımız sürece filmlerde gördüğümüz sahnelerle karşılaşmamız kaçınılmaz.

2. SAYI
HOMOJEN
Okumak İçin Tıklayın!
İndirmek İçin Tıklayın!




Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*