Persona yazdı: Hayat bazen çok sikko

Yeniden merhaba. Geçtiğimiz sayıda ben yoktum. Hem işlerimin yoğunluğundan hem de kafamı toparlayamadığımdan dolayı yazımı bir türlü istediğim şekilde yazamadım. Bende böyle bir taraf var. Konuyu bulunca odaklanamıyor, konusuz yazınca da toparlayamıyorum. Sonuçta yetiştirmem gereken tarihi hep atlıyorum. Bunun sebebi her gün bir gariplik içinde olmamız. Malumunuz ben başka bir ülkeden bizim vatanımıza bakan biri olarak; değişen olayları ve gidişatın kötülüğü karşısında odaklanacağım mekanizmaları şaşırıyorum. Aileden mi bahsetsem, arkadaşlıktan mı, çocukları mı anlatsam yoksa kadınları mı? Her bir mecrası kangren olmuş, değerlerini bir bir gömen bir toplum hakkında ne yazılabilir ki? Nereyi ele alsam elimde kalıyor. Bu da beni büyük bir isteksizliğe sürüklüyor açıkçası. Fakat çözümü bulmak çokta uzun ve uzakta değil aslında. Ben artık haber takip etmiyorum deyip kolaya kaçmayacağım. Hala medyayı yakından takip ediyorum ama basılı, yanlı yayın kuruluşlarından veya gazete sitelerinden değil. Daha bağımsız olup, kendi çalışmalarını kendi imkânlarıyla yürütenlerden takip ediyorum. Neden bu kararı aldığımı ve tüm takip ettiğim yeni yazarları sizinle paylaşacağım birazdan. Sözü uzatmadan içeriğe başlayalım. Hoş geldiniz.

Hazırlayan: Persona

Uzun zamandır gazete siteleri beni boğar oldu. İçine girdiğim bu korku fırtınası benliğimi karanlık tarafa çekip, düşüncelerimi etkilemeye başladığında bu durumun daha fazla böyle gitmemesi gerektiğine karar verdim ve aklımı bir arayış durumu sarmaladı. Normalde Türkiye’de yaşasam, çevremde arkadaşlarım olur ve onlarla keşfetmenin sınırlarını beraber zorlardık. Fakat uzakta kalınca keşfetmek zor oluyor. Hele iki haftada sadece bir gün dinleniyorsanız çok daha zor. Gün arasında yeni şeyler bulmakta iş yoğunluğu arasında zor oluyor. Bir rutin tutturuyorsunuz. Hızlıca erişmek istediğiniz siteleri, bilgisayardaki tarayıcınıza kısa yol olarak ekleyip, açılan sayfalardaki cinayet haberleri ile mideniz alt üst oluyor, çocuk tacizleri ve ölümleri ile beyniniz yerinden çıkıyor ve kadın cinayetleri ile bir kez daha kalbinizden vuruluyorsunuz. Arada doların dalgalı kurunda planlarınızı erteliyor ve yaşanılan kötü politikaya şahit olup büyük bir motivasyonsuzluk içinde işinize geri dönmeye çalışıyorsunuz. Peki, iyi ama çözüm ne? Kendimce birkaç çözüm buldum. Burada şunu sizlere tekrardan hatırlatmak isterim ki, iki yıldır yurt dışında yaşadığım için bulduğum çözümler bana yeni geliyor. Size ‘-E bunda ne var ki? Bunu bilmemek ayıp, kaç sene oldu bu iş yapılalı…’ türünden düşünceler oluşturabilir. Ama eminim aranızda ben gibi olup hayatın akışında sürüklenen arkadaşlara bir çare olmak amaçlıdır vereceğim tüm püf noktalar diye. Mesela 2008’den beri haberleri gazete siteleri ya da basılı halleri yerine, karikatür dergilerinden takip ediyorum. Her iki mecranın da fikirlerini okuyorum, yazar takip ediyorum fakat karikatür dergileri bu konuda daha düzgün detaylara değinebiliyor ve konuyu bütünüyle daha doğru yorumlayabiliyorlar. Üstelik bazı haber kaynakları yalan çıkabiliyor. İstihbaratı daha kuvvetli olan karikatür dergileri ise öyle değil. Güldürür, düşündürür ve reyting kaygısı yoktur. Dili daha sade, daha kurallı, daha anlaşılabilir. Piyasada çok sayıda iyi dergi var. Hepsinin tarzı, yazarları ve çizerleri farklı olmakla beraber eleştirdikleri konular da çeşitlilik konusunda sınır tanımıyor. Bir kaç tanesini birden alın ve siz karar verin derim. Basılı yayından çok görsel yayın severler için ise Youtube gerçekten deniz derya bir platform. Orada belli kullanıcıları takip etmeyi bundan 10 ay önce keşfettim. Motto müzik kanalına hayranım. Yapılan röportajlar sayesinde iki sanatçı tanıdım ki son bir ayıma damga vurdular. Kalben ve Gaye Su Akyol. Gerçi Gaye Su Akyol’u bayadır yakın markajdan takip ediyordum fakat röportajdaki tavrı beni kendisine daha çok çekti. Yeni albümü şiddetle tavsiyedir türü sevenlere. Kalben ise ‘-oh be dünya dönüyorsa bu insanların yüzü suyu hürmetine dönüyor.’ dediğim tipten biri gibi duruyor. O kadar sıcak, samimi ve doğru şeylere değiniyor ki röportajda, tekrar tekrar dinleyip hayran kalmıştım. Daha şarkılarını dinlemediğim birine hayran olmam garipti ama yaptığı müzikte ve yazdığı sözlerdeki hayattan alınmışlığı fark eder etmez ben de bu garipsememi anlamlandırmış oldum. Bir insan yaşadıklarını bu kadar güzel anlatabilirdi. Sadece adlı parçası favorim. Albümdeki İbrahim Tatlıses Haydi Söyle cover’ı muazzam. Şarkıya bir sürü yenilik katmış. Ellerine, ağzına ve yüreğine sağlık Kalben. Motto müzik dışında Apartman Sohbetleri de güzel bir kanal. İlker Gümüşoluk’un ürettiği bu içerik, her bölümünde bir sanatçı evine konuk oluyor ve ilk sorusunu; ‘Nasıl bir apartmanda büyüdünüz?’ şeklinde soruyor. Bu o kadar güzel ve samimi bir soru ki, sizin için büyük duran karakterleri size yaklaştırıyor. Apartmanlarda yaşayanların kömürlük korkularından tutun da, bahçelerde büyüyenlerin ağaç maceralarına kadar olan tüm hikâyeler, sizin hayatınızdaki hikâyelerle örtüşür olunca, sevdiğiniz sanatçıları yeniden keşfediyor ve daha farklı bir yakınlık hissediyorsunuz sanki onlara. Birde bir kanal var ki sizi bazen şöyle bir silkeliyor. ViBio kanalı. Tüm o medyatik karakterlerden tutun da, yere göğe sığdırılamayan yazarların aslında pekte büyütülecek bir yanları olmadıklarını ortaya koyan bu program, neyin değerli neyin değersiz olabileceğine dair bir kesit sunuyor açıkçası. En azından şimdiki vıcık medyaya güzel alternatifler diye düşünüyorum. 2013 yılında bir seçmeye çağırılmıştım. O zamanki seçmede asıl olay şu idi. Youtube’a içerik üretecektik. Fakat nasıl? Ben ne yapabilir ve nelerden bahsedebilirdim? O dönemde ara sıra YouTube’da karşılaştığım sıradan yabancı (hem dil olarak, hem de kişi olarak) insanların bir konu üzerine YouTube’da saatlerini harcamaları, o konuyu canlı bir şekilde paylaşmaları ve hatta altına yapılan yorumlara cevap yazmaları gibi olaylara çok şaşırıyordum. Bunun bizim ülkemize de uygulanacak olması fikri gerçekten aklıma yatan bir şey değildi ki, vasat bir görüşme geçirmiştik. Fakat şimdi görüyorum ki kanal çeşitli muazzam artışta. Neler yapılabileceğine dair tüm çerçeveyi şimdi daha iyi görüyorum. Oyun videoları çekenlerden tutun da, makyaj videoları yapanlara kadar. Hatta tesettürlü eşini Slime bidonuna sokanı ve bu içeriği çocuklarıyla çeşitlendireni bile var. Tesettürlü derken bir aşağılama yok. Daha muhafazakâr kesim bile içerik üretir olmuş gerisinde kalmayın manasında demek istiyorum. Bu sefer de muhafazakâr kesim bile üretiyor gibi oldu. Yani demem şu ilim Çin’de ise gidin alın arkadaş kısacası. Bunca kanal arasında zevkinize göre olanı bulun seçin takip edin. Sözlüklerin gücünü hafife almayın. Her yazılana inanmayın tabi ama her yazılanı incelemeye çalışın. Sözlükler toplumun belli bir kesiminin aynası gibi. Ekşi Sözlükte, Ayı Sözlükte bu aynayı bir inceleyin derim. Son olarak kendinizi dinleyin. Yönlenmeyin, dallanın dostlar. Çeşitlilik güzeldir.

Bunca olanlar arasında unuttuğumuz bir şey var. Gözden kaçırdığımız bir şey. Benimde zaman zaman içine düştüğüm bir gaflet. Gücümüzün farkında değiliz. Sınırlarımızı tanımıyoruz. Bilinçsizliğimiz tam bir kelebek etkisi yaratıyor. Günlük yaşantıda kimseye veya hiçbir şeye zarar vermeyeceğini düşündüğümüz davranışlarımız, sıralı dizilmiş bir serideki ilk domino taşımız. Bir bireyden bir başka bireye sıçrayan alışkanlıklarımız yüzünden herkes birbirinin aynısı oluyor. Bu kelebek etkisi hayatlarımızın her tarafına sirayet etmiş durumda. Bir birlikteliğim yok iken yeni tanıştıklarımın hepsi birbirlerinin aynısıydı adeta. Sonra kendim ile benzeştirdiğim yerlerin de sebebinin, yine kendim olduğunu fark ettim. Ben tanıştığım insanlara benzemeye başlıyordum. Onlar da bana benziyorlardı. İçinde bulunduğumuz havuzun dalga frekansı aynılaşıyor, biz de bu rutin salınımdan bir süre sonra hali ile sıkılıyorduk. Tüketim toplumu olmamızın en büyük zarar verdiği şey insan ilişkileridir. İnsan sosyal bir varlıktır ve bu sıkılganlıktan dolayı ilişkileri zedelenince, üretkenliği azalır. Azalan üretkenlik topluma faydadan çok zarar getirir. Ülke bir gemi ise biz o gemiyi ilerleten kürekçileriz. Kürekçi topluluğunda ritim her şeydir. Yanlış olan ritmi düzeltmek kolay fakat olmayan ritim için yapılacak tek bir şart vardır. Onu oldurmaya çalışmak. Rüzgârın bizden taraf esmesi için beklememeliyiz. Çekmediğimiz her kürek için o topluluktaki bir başka bireye daha fazla iş yüklemiş oluruz. Millet olarak tembel insanlarız. Çok çalışıyoruz evet, olabilir fakat verimlilik çok düşük. Herkes elinden geleni yapmaya çalışsa aslında tüm sorunlar ortadan kalkacak. Alanında yetişen insanlar, arkalarında ya da altında olan insanları eğitse, eğitimcilere daha az sorumluluk düşerdi. Fakat biz tüm bunlar yerine acımasızca eleştirmeyi, yargısız infaz etmeyi ve dedikodu ile iş yürütmeyi seviyoruz. Bizi uzaya gönderseler, o zor koşullarda dahi gruplaşır, ayrışır ve kavga edebiliriz. Sorunlara bakış açımız bu. Problemleri çözmek üzerine değil de, daha fazla problem üretmek üzerine programlanmış gibiyiz. Bizim gibi küçük LGBT toplumunda bile bunları görebilirsiniz. Birlikten değil, ayrışmadan güç alırız. Kendi komitemizi güçlendirir, zayıflarla dalga geçeriz. Peki, ama işin doğrusu ne? Bu tür ayrımcılıkların sonu nereye gider hiç düşündük mü? Parçalanır ve yok olmaya doğru emin adımlar atmaktan geri kalmaz. Finlandiya eğitimde süre kısıtlamasına giderken, biz yavrularımızı yurtlara hapis ediyoruz. Onlara eğitim vermeye zamanımız yok. Bunu derslerle sağlayacağımızı düşünüyoruz. Oysa durum bu değil. Hayatı öğrenmeyen bireylerin yaratmış olduğu sorunların telafisi daha zor. Konuya şans eseri vakıf, birkaç düzgün eğitmenle bu iş yürümez. Şans herkesin sahip olması gereken bir pastadır. Bu pastayı eşit dağıtmazsak adaletsizliğe yardım etmiş oluruz. Einstein şöyle der; Aslında herkes dâhidir. Ama siz kalkıp bir balığı, ağaca tırmanma yeteneğine göre yargılarsanız, tüm hayatını aptal olduğuna inanarak geçirir. Bende uzun süre aptal olduğuma inanıyordum. Hala biraz öyle olduğumu düşünürüm ama sorunlar karşısında elimi kolumu bağlayıp oturmak yerine harekete geçmeyi ve her şeyin bir alternatifi olabileceğini görmeye başladım. Bu yazıyı okuyanlar yarım bıraktığım tüm muhabbetleri zamanla açacağımın teminatını az önce benden almış saysınlar. Bende onlardan tek bir söz almak istiyorum. Şikâyet etmeyin. Çözüm üretin. Ne olacak bu ülkenin hali? #imamhatiplerkapatılsın

 

7. SAYI

HOMOJENOku

İndir




Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*