Sadpanda yazdı: Amsterdam’ın Karanlık Odaları

Özellikle LGBTİ hakları konusundaki açık fikirli değerleri ile eskiden beri dikkat çeken Hollanda’nın güzel başkenti, kanal romantiği ve yaramaz çocuğu Amsterdam’dayım. Size internet ortamında rahatlıkla arama yaparak bulabileceğiniz bilgileri değil, yaşadığım deneyimleri yazacağım. Profesyonel bir yazar olmadığımdan anlatım bozukluklarımı mazur görün.

Hazırlayan: sadpanda

Şansımıza hava beklentilerimizin ötesinde çok güzeldi. Tüm hafta boyunca güneşli, ılık ve taze bir hava vardı. Amsterdam, küçük olmasına rağmen her yanı çeşitli atraksiyonlarla dolu olan canlı bir şehir. Bir haftalık tatilim bir çok güzel anı ile dolu ama benim burada esas anlatacağım hikayeler Amsterdam’ın karanlık odalarında geçiyor.
Öncelikle belirteyim, eğer çıplaklık konusunda utangaç iseniz veya temizlik takıntınız var ise bu odalar size göre değil. Özellikle hijyen konusunda yapılan denetimlerde karanlık odaların çoğunun dezenfekte edilmemiş ve görünür ölçüde kirli oldukları belirtilmiş. Yani bu tarz mekanlara girmek alacağınız bir risk. Daha hijyenik olarak park, bahçe ya da merkez tren istasyonu emanet dolaplarının bulunduğu yerdeki tuvalet gibi anonim buluşmalara ev sahipliği yapan başka mekanlar da şehirde bolca bulunmakta.

Karanlık odalarda neler yapıldığını hayal edebiliyorsunuzdur. Zaten odalar çok karanlık olduğundan yaptıklarınızın çoğu hayallerinizden oluşuyor. Tabii bir o kadar da gerçek! Şehirdeki tüm karanlık odalar sadece erkekler için tesis edilmiş durumda. Yaşayanlardan öğrendiğimiz kadarıyla bir zamanlar eşcinsel kadınlar için de karanlık odalar varmış ancak daha sonra kadınların içeride sadece birbirleriyle konuştukları anlaşıldığında gereksiz bulunup kapatılmış.
Maceralarımı mümkün olduğunca ayrıntıya girmeden anlatmaya çalışacağım. Lakin yine de uyarayım, bundan sonrası biraz erotik olabilir.

Gündüz açık olan gittiğimiz yerlerden biri B1 Cinema’ydı. Denilene göre şehrin en eski sinemalardan biriymiş. Türkiye’de görseniz içeri girmeye bile tenezzül etmeyeceğiniz ‘‘üç film birden devamlı‘‘ konseptinde olan çirkin bir binanın giriş katında bulunan bir erotik dükkanın içerisinden 7 Eur bayılarak üç katlı sinema kompleksine adım attık. İlk kat sadece 30-40 kişilik ufak bir sinemadan oluşuyor ve heteroseksüel porno filmler gösteriliyor. Bu arada müşteriler arasında az da olsa kadınlar da var. İkinci kat ise sadece gey porno gösteren bir sinemadan oluşuyor ve buraya sinema koltuğu yerine büyük rahat ev koltuklarından konulmuş. Her porno sinemasında olduğu gibi oturanlar perdeyi, ayaktakiler de oturanları izliyor. Bizim tercih ettiğimiz üçüncü kat ise kapısı olmayan ufak bir kaç odadan oluşuyor. Odaların içerisinde ufak televizyonlardan porno film yayını yapılıyor.
Bu odaların birinde oturup pornomuzu izlerken etrafta gezinen tiplerin göz banyosu olduğumuzu fark ettik. Çok normaldi çünkü müşteri yaş ortalaması 60 olan sinemanın içerisinde en gideri, hatta tek gideri olan kişiler bizlerdik. Bundan dolayı kabinin önünde ufak bir kuyruk bile oluşmuştu. Bir anda duvardaki görünmez bir delikten çıkan ağır bir penis, omuzumdan beni dürttü. Ancak o sırada diğer taraftan uzatılan boğa yılanı ile ilgilendiğimden dolayı umutla cevap bekleyen penis çok ilgimi çekmedi. Açıkçası bu sinema yüksek yaş ortalamasından dolayı bana göre değildi. Daddy, daha doğrusu ‘‘Büyükbaba‘‘ fantezisi olanlar gündüz saatlerinde belki de aradıklarından çok daha fazlasını içeride bulacaklardır. Onlara kolay gelsin.

Kırk yılda bir yapılan bu yaramazlıkları daha rahat yaşamak için kişiye göre biraz ya da oldukça alkol almakta fayda görüyorum. Bu nedenle erotik dükkanlar veya sinemalar yerine barları tercih ettim. Giriş ücreti olmayan barlar genellikle öğle saatlerinde açılıyor. Daha erken açılan barlar gece daha erken kapanıyor. Dikkat çeken mekanlar olan The Web, Dirty Dicks ve Cuckoo’s Nest şehrin tam merkezinde yer alıyorlar. Buralara özellikle iş çıkışı saatlerinde gitmenizi öneririm çünkü insanlar sadece arayışları için değil muhabbet için de geliyorlar. Ayrıca müşterilerin yakışıklılık oranının diğer mekanlara göre daha yukarıda olduğunu gördüm. Ancak belirtmeliyim ki nereye giderseniz gidin, beğendiğiniz kişi sayısı beğenmediklerinizden hep daha az olacaktır. Yine de insanların çoğu birbirine saygılı ve sizden davetkar bir gülümseme görmeden üzerinize atlamıyorlar. Cuckoo’s Nest’in bodrum katı içlerinde en büyük olanı (siz yine de çok büyük alanlar beklemeyin) ve alanın yarısına yakınında sigara içilebiliyor.

Biz de bir akşam üzeri bilmem kaçıncı sigaramızdan ve dolayısıyla acıkıp ucuz hamburgerlerimizi gömdükten sonra Cuckoo’s Nest’e içmeye gittik. Basit tasarlanmış barın son derece maskülen ve tipik hollandalı dolaysızlığına sahip bir havası var. Örneğin barmenden biranızı şişede değil de bardakta isterseniz onun ‘‘nerede olduğunu sanıyorsun?‘‘ bakışlarına maruz kalacaksınız demektir. Herhangi bir kokteyl ya da içkinize bir dilim limon istemeyi aklınızdan bile geçirmeyin. Yine de diğer barlara göre çok daha muhabbet edilesi bir ortam olduğundan barın içerisinde veya önündeki masalarda bir çok kişiyle tanışıp kaynaşabilirsiniz. Ben aşağı katta biraz dolaşıp koridorlarda bekleyenleri hassas kantarım ile tek tek kontrol ettikten sonra istatistiksel analizimi yapmak ve verileri diğer arkadaşlarımla karşılaştırmak üzere mekanın önüne, açık havada biramı içmeye çıktım. Bu vesile ile dört güzel insanla tanıştım. Muhabbetimiz o kadar iyiydi ki henüz biz bir atraksiyon yapamadan bar kapandı.

Gece yarısı içkiler içilmiş ve mekan kapanmış iken oradan beğendiğimiz bir arkadaşı alıp sabah saat 5’e kadar açık olan Eagle Amsterdam’a gittik. Giriş ücretsiz. Burası da diğer barlar gibi giriş katı normal bir bardan, alt katı ise karanlık odalardan oluşuyor. Biralarımızı alıp ayakta maksimum 8 kişinin sığabileceği pek de karanlık olmayan sigara odasına geçtik ve alkolün de etkisiyle ulu orta sevişmeye başladık. Tabii özel kabine geçilmediği için izlenmek ve hatta ellenmek kaçınılmaz oluyor ama en azından yaklaşana yüz vermediğinizde ya da nazikçe geri ittiğinizde insanlar geri çekiliyor. Hollandalı arkadaşımız böyle durumlara bayağı alışmış olacak ki birinci dakikada çırılçıplak soyunarak kendini ortama sundu. Daha sonra sınırsız poppers ikramlarından dolayı ereksiyonumu adamın içindeyken kaybettim. Amsterdam, kalp krizi ve göz hasarına neden olan bu maddenin kullanımında ipin ucunu kaçırmış gibi geldi bana.

Başka bir akşam ise şehirdeki tek gey sauna olan Nieuwezijds Sauna’ya gittik. Saunaları hep daha çok sevmişimdir çünkü temiz girersin ve temiz çıkarsın. Ne kadar hijyenik olduğu tartışılır ancak bar ve klüplerin yanında oldukça steril diyebilirim. Burası da dünyanın diğer tüm gey saunaları gibi soyunma kabinleri, jakuzi, sauna, fin / türk hamamı, sigara odası, bar, dinlenme yeri ve tabii ki karanlık odalardan oluşuyor. Havlu, prezervatif ve kayganlaştırıcı tedariği içeri girerken kişi başı ödediğimiz 12 Eur ücrete dahil.

Bar kısmında içkilerimizi içerken, etrafta yürüyen erkeklere bakıyordum ve bazıları ile karanlık tarafta karşılaşma ihtimallerini hesaplıyordum. Önce saunaya girip biraz pelte kıvamına gelmek istedik. Saunaya oturduğumuzda karşı duvarın tamamen cam ve yukarıdan seksi bir ışıkla aydınlatılmış duşlara baktığını gördük. Sıcakta beklerken tam karşınızda duş alan çıplak bedenleri izlemek insana heyecanlı bir keyif veriyor. Tabii o sırada hareketlenen keyfimize büyük bir iştahla Alice Harikalar Diyarındaki kedi gibi sırıtan uzak doğulu ve bize hiç uymayacak olan tipi görünce toparlanıp çıktık.

Saunanın karanlık tarafı barlara göre daha büyük, biraz daha labirentimsi ve daha karanlıktı. Hatta bazı koridorlar o kadar karanlıktı ki elimizi duvarlara dayamadan yürümek neredeyse imkansızdı. Bir yerlerden gelen şehvetli nefes seslerini izlediğimde yine karanlık ama kırmızı loş bir ışıkla azıcık aydınlatılmış ve bir sürü erkeğin içeride eğlendiği bir açıklığa çıktım. Grubun içine doğru ilerlerken bir çok taraftan ellenmeye başlamıştım. Bir iki dakika sonra ise görmediğim biri ile anal seks yapıyordum. (Uyarı: Eğer pasif iseniz görmediğiniz kişinin prezervatif kullandığından emin olun). Sanırım saunanın dinlendirici etkisi ile güzel bir performans çıkartarak sadece ellerimle kalçalarını hissettiğim, yüzünü bile görmediğim birini mutlu ettim. Daha sonra rahatlamış olarak barda sigaramı sararken gerçek ismini (mesela Necmi) öğrendiğim, para karşılığı erkeklerle cinsel ilişkiye giren, saçlarını oksijen suyu ile açmış minyon Alex ile tanıştım. Kendisi bir dakika ara ile en az yirmi kere ‘‘ben anladım sizin Türk olduğunuzu ama çaktırmadım‘‘ diyerek (artık ne kullandıysa) hafızasının Kayıp Balık Nemo filmindeki Dory gibi olduğunu gösterdi. Özetle hem güzel hem de komik bir sauna deneyimiydi.

Şehrin en popüler seks garantili gece klübünün ismi The Church. Kapalı olduğu Pazartesi hariç her gece farklı temalı partiler düzenleniyor. Benim önerim hafta sonu yani mekan daha kalabalıkken gidilmesi. Cuma gecesi iceriye sadece iç çamaşırı ile girilebilen don partisi, Cumartesi gecesi de iç çamaşırı bile olmadan sadece yüz maskesi ile girilebilen bir parti yapılıyor. Tabii ki dışarıdan kıyafetleriniz üzerinizde geliyorsunuz ve herşeyi vestiyere bırakıyorsunuz. Üzerinizde kalan çoraplarınız, klüpte lazım olabilecek eşyalarınızı ve paranızı koyabileceğiniz tek yer oluyor. Cumartesi ve Pazar öğleden sonraları ise başka konseptlerde partiler yapılıyor. Mekanın giriş katında bar ve kapasiteye göre aşırı ufak tasarlanmış bir sigara odası, yukarıda koltukların bulunduğu bir asma kat ve bodrum katında ise ufak karanlık bir bölüm ve tuvaletler bulunuyor.

Ben klübe biraz daha utangaç davranıp Cuma günü özel parti donumu giyerek gittim. Giriş ücreti 12,5 Eur. Çoğu kişi popo kısmını açıkta bırakan jock strap’lerden giymişti. Bazıları ise hiçbir şey giymemişti. Klüpte gideri olan hoş erkekler ile kafası bir milyon olmuş bir adet kız bulunuyordu. Kız, muhtemelen yarı çıplak bir halde bulunabileceği en güvenli mekanda özgürce dans ediyordu. Daha sonra o kızın da Türk çıkmasınının detaylarını geçiyorum. Kesinlikle turist moduna girip nasıl olsa konuştuklarımızı anlamıyorlar demeyin çünkü en beklemediğiniz anlarda türkçe bilen birileri ile karşılaşıyorsunuz.

Biraz dans ettikten sonra yaramazlık yapmaya aşağıya indim. Klübün karanlık odaları tam bir felaket örneğiydi. Sıfır olan havalandırma ile tuvalet, poppers ve tahmin edeceğiniz diğer kokuların içeriye sindiği zifiri karanlık küçük bir oda içerisine en az 30 kişi toplanmış, hiçbir şeyi görmeden birbirleri ile sevişiyorlardı. Tabii biraz kibar anlattığımı tahmin ediyorsunuzdur. Bu et deposunda onlarca erekte penisin arasından turnikeden geçer gibi geçtim. Ortam çok şehvetli olsa da havasızlık ve pis koku dayanılamayacak kadar kötüydü ve bu yüzden kendimi tekrar yukarı attım. Bir içki daha alıp biraz göstermelik dans ettikten sonra asma kata çıktım. Bu sefer zifiri karanlık olmayan bir alanda anal seks yapan erkekleri bir süre izleyerek kendime dokundum. Gece ilerlerken kıllı vücudunun yarısına ışık düşmüş kalın bir ayı, tekli bir koltukta bacaklarını açmış ve irileşmiş tüm manzarasını gözler önüne sermişti. Böyle mekanların göz banyosu haricinde diğer bir güzelliği de hiç çaba göstermeden canınızı çeken insanlara doğrudan yaklaşabiliyor olmanız. Gecenin devamı karanlık.

Hollandalılar biraz uzun ve geniş oluyorlar. Resim editleme programlarında imajın köşesinden tutup oranı bozmadan büyütürsünüz ya, bir çoğu aynen öyle dana model vücuda sahip. İri erkek sevenlere duyurulur. Yine de göreceğiniz hoş erkeklerin çoğu turist olacak. Amsterdam, dejenerelikle dolu olduğu kadar son derece romantik ve şirin bir şehir. Bu yüzden hiç beklenmedik güzel anılara sahip olmak çok olası.

Eğer eşcinsel olduğunuz için ufacık bile olsa herhangi bir baskıya maruz kalırsanız (yolda laf atılması bile dahil) doğrudan şikayet edebileceğiniz bir LGBTİ birimi polis departmanı içerisinde mevcut. Böyle bir durumda rahatsızlık veren kişi hemen tutuklanıyor. Yalnız aynı hassasiyet sokakta içki içme konusunda da var. Bu yüzden partiden partiye akarken elinizdeki şişeyi bırakıp dışarı çıkın.

Şehir turistik olduğundan dolayı genel olarak pahalı. Özellikle konaklama ve yemek gibi es geçemeyeceğiniz maliyetler biraz cep yakıyor. Favorim yeraltı tekno kültüründen ve bence daha iyi olan gey ortamından dolayı hala Berlin olmasına rağmen Amsterdam da kesinlikle gidilmesi, yaşanması ve hissedilmesi gereken bir şehir. Tabii tüm tatilinizi karanlık odalarda değil, aydınlık mekanlarda göz banyonuzu da ihmal etmeden bolca kültür ve ilham alarak geçirmenizi tavsiye ederim.

6. SAYI

HOMOJENOku

İndir




Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*