Ayı Sözlük yazarlarından İtiraflar-2

Ayı sözlük yazarlarının itiraflarından seçmelerle bu sayıda da sizlerle olmaya devam ediyoruz. Tüm itiraflara sözlük üzerinden ulaşabilmek mümkün. Keyifli okumalar dilerim.

 

Hazırlayan: dark bear

 

 

Fena halde sıkıldım sözlük. Şu anda çalıştığım şantiyedeki teknik personelin neredeyse tamamı birbirinden nefret ediyor. Kime dokunsan patlayacak gibi. Çok sıkıldım arada kimseyle kötü olmayıp dengeyi bulayım diye. Çok sıkıldım olmadığım biri gibi davranmaktan. Çok sıkıldım komik olmayan şakalara gülmekten. Çok sıkıldım 12-13 saat aynı adamlarla çalışıp gece aynı apartmana dönmekten, sabah yine aynı arabalara aynı ofise gitmekten. Çok sıkıldım sokaktaki taşın taşı adamlara bakıp sadece iç çekmekten. Çok sıkıldım uzun bir süre seks yapma ihtimalimin olmamasından. Ve sadece 18 gün oldu.
aigai

Bazen… Son zamanlarda çokça sıklaşan bazenlerde, belki de her şeyi bırakıp gitmeliyim buralardan diyorum. Sıkılıyorum. Aslında hiç bir sorun yok. Sevdiğim bir evim, aşık olduğum bir mesleğim, gayet düzgün bir işim var. Ancak nedense bir şeyler eksik be ayıcık. Gülmüyor gibiyim son zamanlarda. Ya da eskisi gibi bakılmıyor gözlerimin içine. Bilmiyorum işte kafam karışık.

Önce istifayı basarım, eve giderim ufak bir çanta alırım. Atlarım trene gezer dururum dünyayı. Ne olacak? Ne kaybedeceğim? Cebimde 3 kuruş kalana kadar dünyayı dolaşsam, onlarca ülke, onlarca şehir, onlarca insan görsem? Her gün bu lanet şehri görmekten ve bugün yalancı bir orospu gibi ağlayan gökyüzünün göz yaşlarını silmekten daha iyi ya?
fashion god

Çok az rüya görüyorum. Kendimi iyi hissetmeme sebep olan rüyalar, uyandığımda nedensiz mutlu olmama sebep olan, anlamsız, sanki gerçekte yaşadığım, siyah beyaz rüyalar. Farkında olmadan onları uzatıyorum, içlerinde yaşıyorum, bittikleri halde bitmemiş gibi davranıyorum. Yaşarken hissedemeyeceğim duyguları rüyalar ile yaşıyor beklide kalbim. Erişilmez mi istediğim diyorum bazen benden uzak olmak zorunda mı? Ya da yakınlığını hissettiremeyecek, hissedemeyeceğim kadar soğuk, elini bıraktığımda özlediğim insanlar vardı benim, sıcacık elini bıraktığımda kendi ellerimin önemini yitirdiği, iyi olmadıklarını duyduğumda ruh hallerini yaşadığım insanlar… Nerede ne yaptıklarını düşünmeden iyi olup olmadıklarını merak ettiğim ben için gerekli insanlar. Hala duruyorlar git gide daha çok özlüyorum beklide.

Bu kadar zor olmasa gerek diyorum kendi kendime birine hissedilen duyguların ‘‘acaba‘‘ barındırmaması ama barındırmadığım her acabanın ardından kendi keşkelerimle yalnız kaldım. Keşke demekten nefret eden bir insanın yaşayabileceği acının milyonlarca katını yaşadım keşke dememiş bir insan olarak. O 5 sivri harf beni her an rahatsız etti ama şu anda kocaman bir artısı olduğunun farkına vardım. O kadar güçlü değilmişim; ellerim titreyebiliyormuş mesela, ayakta kalacak takatimde olamayabiliyormuş, gözyaşlarım da benim istediğim gibi yerlerinde duramıyormuş. Bastırılmış muhtaç, aciz insan ortaya çıktı yani. Şimdi yeni benle tanıştık ama kalıcı olmadığını söyledi sadece kendini göstermesi gerektiğini ve gideceğinden bahsetti, üzülmedim açıkçası yüzleşmemiz gerektiğini çünkü yalnız kalmanın bireysel bir faktör olmadığını anlamamı sağlaması gerektiğini söyle, şu an gitti ama ben hala etkisi altındayım.
smokebl

Tam 1 yıl aradan sonra ilk defa biriyle sarmaş dolaş uyandım yeni güne… Yatağın ucuna her kaydığımda beni kendine çekip yüzünü boynuma gömdü, öptü beni hep.‘‘Ne güzel bir gece yaşadım‘‘ demek yerine ben huzursuzum. Ya yine istersem, ya özlersem, ya yine……..? Tüm özlemlerime karşın yorgun ve korkağım sanırım ben, omzuma koyduğu başındaki şüphelere, beklemelere, unutamadığı eski sevgililere, belki de istemediği yeni bir ilişki ağırlığına… O yüzden geri adım atıp, yumuşacık teninden ve ilgisinden kaçıp, hayata bir gün öncesinden devam ediyorum, sanki hiç olmamış gibi…
divine

Üzerinden 1 seneden fazla geçti, arada kaç kişiyle yattım bilmiyorum (11 sanırım, unuttuğum var mı bilmiyorum), bir uzun soluklu ilişkim oldu, türlü şey denedim ama bir türlü aklımdan, kalbimden çıkaramıyorum. Ondan sonraki sevgilimin de etkisiyle saçma saçma şeyler yaptım. (Facebook’ta arkadaş listemden çıkarmak gibi) Tekrar benimle konuşmasını sağlamak için bin bir türlü şey denedim, şimdi konuşuyoruz yine ama az yani, arada sırada.

İlişkimiz de ayrılmamız da çok olaylı olmuştu, yaşça büyük benden, bunun yarattığı problemler vardı, problemler tabii ki hala mevcut ama ben onu sevdiğim gibi başka birini sevemeyeceğimi kabullenmiş durumdayım. Ona hala deli gibi aşığım. Tabii şimdi bir de bunu ona söylemesi var ki… Zor.
fiddy

30 kilo fazlalığımı deodorant şişesini alıp ayağa kalkıp terleyene kadar playback yaparak koruyorum. Ama konu bu değil…

Tek çocuk olmamın bana getirdiği tek ve en iyi şey dört duvar arasında kocaman bir dünya yaratmamdır. Temiz bir sayfa açar 30 tane farklı karakter çıkarıp onlara isim verir ve onları her gün canlandırırdım. Çoğunlukla süper güçlerim olurdu ama çok eğlenceliydi. Oradan oraya zıplardım. Annem bu oyunuma “fışfış” adını taktı çünkü bunu olayı gerçekleştirirken sürekli ağzımdan ses efektleri çıkartıyordum, baya aksiyonlu şeylerdi doğrusu. Ama artık oynayamıyorum tuhaf geliyor.

Diğer şey ise yatağımın yorganını koca bir dağlık bölge haline getirerek oyuncak askerlerimle savaş çıkartmamdır. İtiraf etmeliyim ki halen istiyorum o tür oyun oynamayı ama gidip oyuncak askerler almaya üşeniyorum.
Sonra bu yaratıcılığımı yazıya dökmeye çalıştım oynamak saçma gelmeye başlayınca. 3-4 hikayeye başladım ama hiçbirinin arkasını getiremedim. Nedendir bilinmez kendi yazdığım herhangi bir şeyi okumaktan nefret ediyorum. O yüzden bir türlü hiçbir hikayemi bitiremedim. Ama bir hikayem vardır ki 4 yıldır yazları üstünde çalışıyorum. Her senede yepyeni manyak fikirler aklıma geliyor. Ve resmen konuya 3 defa başladım sil baştan. Şuan elim bomboş. O yüzden bende ne cevherler olduğunun farkında olup aksine gidip boşanma avukatı olmaya çalışıyorum. Yaratıcılığımı pek konuşturamayacağım orası kesin. İnsan hakları avukatı olacaktım ama Türkiye’de öyle bir hak olmadığını görünce vazgeçtim.
karpuzsever

En büyük hobilerimden biri, sürekli vakit geçirdiğim tavla sitesine sahte bir hesapla girip abaza türk erkekleriyle dalga geçmektir. Türklerin ağırlıklı olarak takıldığı sitelerde kadın olmak çok büyük bir sıkıntı, adamların yarısı eli s*kinde oturup, mesenede kamera açtırabilecek kız bulma hayaliyle yaşıyor. Gerçekten abartmıyorum, tavla sitelerinden forumlara, mmorpg‘lerden haber sitelerine her yerde böyle. Online olduğunuz anda minimum 10 mesaj geliyor.

Bu tavla sitesini arayüzünden dolayı bayağı seviyorum ve bırakmayı da düşünmüyorum, en büyük hatam ilk açtığım hesabı “fidan” olarak açmam oldu, kadın adı olduğu için mütemadiyen rahatsız ediliyordum. Bir yerden sonra canıma tak dedi ve bir karakter yarattım, fidan adlı hesabımda beni rahatsız eden kişilerin nicklerini bir yere not edip, diğer hesapla girdiğimde doğduklarına pişman ediyorum.
fiddy

Erkekleri nasıl beğeniyorsam, kadınları da aynı şekilde beğeniyorum. Kadınların kıvrımlarını incelemekten, göğüs çatallarına bakmaktan falan mutlu oluyorum. Ama seks söz konusu olduğunda tercihim erkekler. Kadınların bana yetemeyeceğini düşünüyorum. Onları sadece seyretmeyi, onlara dokunmayı seviyorum. Çok değişiğim. Bir de bu durumdan rahatsız falan olmuyorum. Kadınları beğendiğimi rahatlıkla dile getirdiğim ortamlar olmuştur.
misscode

O şimdi gitti; aramızda uzak yolların soğuğu, yağmuru, kasvetli havası var. Güzel tamamlanan günün ardından “-orada mı acaba?- diye otobüsün camından bakakalan bir çocuk gibi o günden beri içim kırık dökük. Bilmediğim bir şekilde, seninle konuşurken, sözlerine tanık olurken o cam ekranda gözlerim doluyor, gözyaşlarımı engelleyemiyorum. Bu neyin belirtisi bilmiyorum. Savaş alanından kaçmak da var, savaşıp zafer kazanmak da bunun için tüm isyan edişim. Keşke, uyuyabilmek için biraz daha zamanımız olsaydı.
porter

Bugün iki seneden fazla birlikte yaşayıp sebepsiz yere ayrıldığım, son zamanlarda, özellikle kız arkadaş yaptıktan sonra neredeyse benimle hiç görüşmeyen eski sevgilim barış imzalamaya kapıma geldi ve ben ona onu bir daha görmek istemediğimi söyledim. Kibarca kapı dışarı ettikten sonra arkasından 2 saat ağladım. Eski resimlerimize baktım, öyle bir ilişkiyi sebepsiz bitirdiğim için, bu hallere düştüğümüz için kendime kızıp daha da çok ağladım. Zaten benden iyisini hak ediyordu. Çok mutlu olur umarım. Ben de tabi.
geronimo

Çok pozitif biri olsam da her şey üstüme çok geliyor gibi. Azmışlığın ucundayım diyebilirim. Kız arkadaşımdan da ayrıldım zaten ama şunu diyebilirim ki onunla çıkarken bir adam gel dese uça uça giderdim bunu demek istiyorum. Daha hiçbir erkekle birlikte olmamış olmam beni bitiriyor. Yolda tipime göre birini görsem üstüne atlayasım geliyor lanet olsun. Kızlar ve erkekler tarafından tacize uğramış olsam da kendimi hazır hissetmiyorum. Platonik aşık olduğum çok kişi var ama gel yapalım deseler o cesareti bulabilecek miyim onu daha bilemiyorum.

Ne kadar ayı gibi olsam da biraz daha yersem ölecek olsam da bir sürü talibim olduğunu söyleyebilirim.
İnsanları etkilemeyi hep sevmişimdir küçüklüğümden beri, sergilemekten de çekinmiyorum ne şarkı söyleyişim olsun ne genel kültürüm olsun. Çevremdekiler tarafından hep el üstünde tutulmuşumdur.

Hayallerim var. Ünlü bir şarkıcı olmak istiyorum kendi kitabımı yazmak istiyorum ama yapabilecek miyim hiç bilmiyorum bu da beni karanlığa itiyor.
youngbear14

Yaş 20. Mohawklı, yırtık kotlar falan uçarı bir çocuğum. Profilimi gören bir amcayla, kendi deyimiyle olgun, 50lerin sonu. Chat yapıyoruz. Falan filan, buluşma detayları yapılacaklar derken gayet ahlaksız bir konuşma. “bana ne kadara patlayacaksın?” diye sordu. Herif beni rent sanmış. Önce çok kızdım. İki-üç cevap yazdım göndermedim. Öfkeyle kalkıp evinin içinde iki tur attım. S*ktir git demek için döndüm. 100 dolar çalışır yazmış. Nerdesin, diye de eklemiş. Sinirden kalktım. İki tur daha attım. Döndüm daha okkalı s*ktir git nasıl yazılır diyeceğim hesapta. 150 dolar çalışır daha fazla olmaz yazmış. Cevap olarak olur yazdım. Bir an şeytan dürttü. Hiç hesapta yokken. Fahişe olmak. Diye içimden geçti. Denemek….

Buluşma detayları verildi. Yarım saat sonra metronun Osmanbey çıkışında mısır havayollarının bürosunun önündeydim. Heyecanlı. Hani her an s*ktir olup gitme havalarında. Koşup kaçacağım. Kafanın arkasında devamlı ben ne halt ediyorum sorusu. Geldi, beni aldı. Ofisine götürdü. Elmadağ. Yaptık ettik. Çıkarken elime saydı. 3 tane ellilik banknot. Çıktım. Yürüdüm. Kirli hissetmedim. Ama suçlu hissettim. Elim cebimde. Paranın üstünde. Zevk almamıştım kesinlikle ki eğer o 3 kağıt parçası mevzu bahis olmasa alırdım muhtemelen. Yürü yürü, oda kulenin altından geçip istiklale karışırken parayı gitar çalan oğlanın gitar kutusuna fırlattım ve daha hızlı adımlarla olay mahallinden uzaklaştım. Sonra Tophane-Galata köprüsü-Cankurtaran-Samatya-Çapa-Vatan caddesi ve Hırka-i Şerif’teki evime kadar hiç durmadan yürüdüm. Kendimi sorguladım durdum. Sorgulama bir sonuca varmadı. Hala da varmaz. Çok da umurumda değil. Geri dönüp bakıyorum, iyi ki yapmışım. İçimde kalmamış. İlk defa anlattım. İçimden çıktı gitti. Ohhhh.
aigai

Size masum olmadığımı söylemiş miydim?
Zamanın çok acımasız olduğunu?
İnsanların çok güçsüz olduğunu ve masumiyetin artık parayla satıldığını?
Sadece ben masumum sanırdım bir zamanlar. Daha ufaktım. Kuzenim koynuma girdi. Sonra içime. Masumiyet o anda çarşafın içinde kayboluverdi. Ağladım. İç çamaşırımı oyuncak küreğimle kumlara gömdüm. Ağladım. Sonra masumiyet denilen şey hiç hayatımda olmadı. Beyaz yalanlar siyahlara dönüverdi. Pembelere zaten yer yoktu. Yıprandım. Akraba denilen kavramdan nefret ettim. Her birini hayalimde öldürüp öldürüp dirilttim. Parçalandım. Parçalarım hayallerim oldu. Hayallerim umutlarım. Dik duramadım. Eğildim karşımdakilere. Çocukluğumun acısı geçmemişti işte. Büyüdüm, büyüdükçe hırçınlaştım. Hırçınlaştıkça can yaktım. Canımın acısı yine geçmedi inanın. Siyahlara büründüm bir süre. Kilo alıp alıp verdim. Gülemedim. Canımın acısı sigara izmaritleri ile sapladı bileklerime. Kendi canıma kıyamadım. O an vazgeçtim hayattan. Kan görebilecek cesaretim yokken, başka kanlar uğruna savaşmamalıydım. Dayanamadım. Aşka inandım. Kayboldum içinde. Kanımı görebildim belki de ama elimdekilerden mahrum kaldım. Öldüm öldüm, dirilmeden tekrar öldüm.
kewashe

İlkokulda Oğuz‘a aşıktım. Ama o İnci‘ye aşıktı. Ben de onun inadına İnci‘yle oynardım.
Ortaokulda Burak‘a aşıktım. Sırf onun poposunu görmek için futbol maçlarına ben de katılırdım. Oysa futboldan nefret edişim de ondandır.

Ortaokulda bana aşık olan kızların mektuplarını ablama okuturdum, ondan cevap yazmasını isterdim, sanki ben beceremiyormuşum gibi. Oysa sorun belli…

Lisede müdür yardımcısının oğlu Özgür‘e aşıktım. Başımı sıraya koyar onu izlerdim. Beni bir gün yakaladığında, uyuyor numarası yaptım ama yemedi. Bana “gay misin” dedi “yok lan, siktir git sensin gay” dedim. Yıllar sonra ona aşık olduğumu söyledim. Ne güzel dedi ama beni umursamadı…
siddhartha

Gay olduğumu ilk defa sanırım ilkokul 4-5 zamanlarında anladım. Ergenliğe girme dönemleri, sınıftaki herkes rüyalarına giren kadınlardan falan bahsediyordu. O zaman kirada oturduğumuz evimizin bir ev sahibi vardı, böyle kıllı sakallı bir adamdı (o zamandan belliymiş bear seveceğim). Onu görmüştüm rüyamda, beni kucağına alıp öperek yatak odasına götürüyordu. Gerisi tabiki yok rüyanın, o yaşta maksimum öpüşülebileceğini sanıyorsun çünkü. Acaba nerde şimdi o adam, bak merak ettim şimdi.
himym

Sözlüğün tamamını okuyup bitirdim. Şaka şaka! Nasıl bitireyim, o kadar zamanım yok bir kere. Ama çok yol aldım. Ufkum açıldı. Kendinden kaçmanın anlamsızlığını, her şeyin eninde sonunda aslına rücu edeceğini öğrendim.
İtiraf ediyorum çocukken hep dansöz olmayı hayal ederdim. Ama ailemin ve toplumun “düzgün” bir meslek sahibi olmaya yönlendirilmesiyle ola ola ağırbaşlı bir edebiyat öğretmeni oldum. Gel gör ki şu yaşa geldim hala kendimi sisler içindeki bir sahnede çıkı çıkı dans eden bir dansöz olarak hayal ediyorum.

İtiraf ediyorum çocukken annemin bana ve kardeşime yaşattığı travmalardan dolayı onu hiç affedemedim. Kaç psikologla görüştüm, kaç terapi yaptık ama aşamadım bunu. İnsanın koşulsuz güvenip sığınabileceği ilk, bazen tek insan annesidir. Ondan bir darbe gelince insan hayatı boyunca başkalarına güvenmekte zorlanıyor, dahası bu bir kişilik bozukluğuna kadar varabiliyor.
Güvenli bağlanma
Bağımlı kişilik bozukluğu

Veee itiraf ediyorum evde kaldım! Öyle “evlilik bana göre değil, hem çok statik bir kurum! Canım evlilik tek ilişki türü değil ki! Ben özgür ruhluyum…” Hikaye! Evlenmeyi, özellikle anne olmayı çok istemiştim ama bir kısmetsizlik, bir tökezleme… Bildiğin evde kaldım!

İtiraf ediyorum, okuldaki müdür yardımcısının ağzının ortasına kürekle vurasım var. “eşeğe semer vurma kendini at sanır.”ın en güzel örneğidir kendisi.

İtiraf ediyorum, arızalı erkeklere zaafım var. Hiç şöyle aklı başında, dingin, mantıklı birini bulduğumu hatırlamam. İlle sorunlu olacak! Bu yüzden de “canım sevgilim, ne kadar huzurlu ve rahatız!” tadında bir ilişkim olmadı.
Tamam itiraf ediyorum arada bir gizli gizli arabesk dinliyorum. Ruhumdaki oryantalizm hep bir yerlerden pörtleyip çıkıyor. Orhan Gencebay şarkılarını Ajda Pekkan‘dan, Deniz Seki‘den dinlemek çok hoşuma gitti.
Eğer hala okuyorsanız gerçekten müthiş bir sabrınız var demektir. Tebrik ederim! Ben uzun entryleri okurken zorlanıyorum da. ( aha bu da son itiraf olsun!)
filizku

6. SAYI

HOMOJENOku

İndir




Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*