Türk Milliyetçiliğinden Mülteciliğe Kısa bir bakış: ‘Kaçış’

Konumuzun ana başlığı olan Milliyetçiliğe giriş yapmadan evvel Milliyetçilik nedir önce bir kelime anlamını görelim;

Milliyetçilik: Nasyonalizm yada Ulusçuluk, kendilerini birleştiren Dil, Tarih veya Kültür bağlarından bir üst yapı oluşturabilmiş sosyal birikimlerin adı olan Millet veya Ulus olarak tanımlanan bir topluluğun yaşama ve ilerleme ülküsünün toplumların ve insanlığın gelişmesini sağladığına inanan görüştür. Kelime anlamından anlaşılacağı üzere Milliyetçilik  ideoloji olmaktan çıkıp içerisinde insanı barındıran direkt ya da dolaylı tüm bilimleri etkileyen bir görüş olmuştur. Bu anlamda Milliyetçiliğe yalnızca İdeolojik olarak yaklaşmak bu çerçeveden bakmak yanlış olacaktır.

Edebiyattan Sanata, Politikadan Müziğe ve daha nice alanda etkilerini görmek mümkündür. Zamanın koşullarına göre Milliyetçilik değişim göstermiş zaman zaman törpülenmiş zaman zaman şahlanmış  istikrarlı olarak dönemsel  güçlenerek günümüze kadar etkisini korumuştur. Osmanlının devamı niteliğindeki Türkiye Cumhuriyeti; dönemin şartlarına göre Milliyetçiliği her alanda kullanmış. Ülkü birliği sağlamak, ayakta kalabilmek için belkide en doğru hamle Milliyetçiliği lehine kullanmak olacaktı nitekim içeride ve dışarıda bu görüşün büyük bir başarı sağladığı su götürmez bir gerçektir. Osmanlıcılık, Ümmetçilik gibi baskın siyasi görüşlerle restleşmiş gibi gözükse de zamanına göre mantıklı bir hamleydi. Zamanla ideolojiler değişir tıpkı Ümmetçilik, Osmanlıcılık gibi görüşlerin yerini ”Türkçülük” esasına dayalı bir ideolojiye bıraktığı gibi. Anadolu bu geçişe hazır mıydı ya da ne kadar hazırdı tartışmalı bir konu. Nitekim Anadolu’nun çok dilli, çok dinli, farklı kültürleri bir arada barındıran yapısı Türkçülük için eksik bir söylem geliştirmek olur. Anadolu bu denli bir mozaik iken bu tek tipçilik hiçbir zaman tamamlanmamış bir puzzle gibi kalır(dı). kalırdı dedim aslında doğrusu kaldı demek olacak. Anadolu hep eksik hep yarım..

Bu topraklara en yakışan milliyetçilik ”Liberal Milliyetçilik” gibi, sanki. Özgürlüğü, hoşgörüyü, eşitliği içerisinde barındırması böyle düşünmemde büyük etken. Bu denli farklı kültürel, sosyolojik yapılara sahip bireyleri bir arada tutmak için kullanıldığında doğru sonuçlar vereceğini düşünenlerdenim. Tabi toplumun ve sosyolojik olgunluğun sağlanmış olup koşulların buna uygun olması da gerekir. Bu olgunluk bizlerde var mı varsa ne kadar var bilmemekle beraber en demokratımız da hatta en hümanistimiz de dahi Milliyetçiliğin zerre-i miskal kadar dahi olsa bulunduğunu düşünüyorum. Bende yok diyenlere itibar etmeyiniz.

Günümüze gelecek olursak, yaşadığım metropol kent İstanbul’u kendime örneklem seçeceğim. Rastgele seçip 100 kişiye soracağımız nerelisiniz? sorusuna alacağımız cevap Anadolu’nun özetini verecektir. Yapmış olduğumuz bu küçük anket Türkiye’deki etnik çeşitliliği gözler önüne sermeye yetecektir. Bu çeşitliliğe savaş sonrası topraklarımıza sığınmış Suriyeli Göçmen-Mültecileri de ekleyebiliriz. Yaklaşık olarak 4.ooo.ooo Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapıyor olmak kimi zaman zorluklar çıkarmış olsa da hızla Türkiye toplumuna entegre olmuş bir Suriyeli gerçeğini de görmemiz gerekir. Göç ve Göçmen sorunu Ulus devlet politikasına tam anlamıyla adapte olamamış Türkiye toplumu için de zorlu bir süreç olmuştur. 2011 yılından bu yana Suriye’de ki kirli savaş nedeniyle ülkemize sayısız Göçmen geldi kimisi bir şekilde Avrupa’ya geçti kimisi de Türkiye’yi yeni vatanı belledi. Özellikle Gaziantep, Kilis gibi sınır şehirlerde yığılmalar ve bunun sonucunda mülteciler için hazırlanmış konteynerlara sığdırılmış dünyalar kuruldu.

Maddi anlamda kendine yetebilenler zamanla büyük şehirlere, metropollere geçerek burada hayatlarını idame etmeye çalıştılar. Tabi bu durumu fırsata çeviren işletmecilerden de bahsetmek gerek. Suriyeli göçmenleri ucuz işçi olarak görüp herhangi bir sağlık güvencesi olmadan çalıştırmış ve emeklerini sömürmüşlerdir. Durumu fırsata çevirenler yalnızca işletmeciler değil elbette. Ederinin çok çok üzerinde kiraya verilen evlerden, ev sahiplerinden de bahsetmek gerek. Zamanla Türkiye’de ki dengelerin de değiştiğinin göstergesi tüm bunlar. Kira fiyatlarının artmasına ve nüfus artışına dayalı Enflasyon artışı halk arasında rahatsızlık, huzursuzluk ortamı doğurmuştur. ABD Merkezli Sivil Toplum Örütü Building Markets ve Gaziantep’te faaliyet gösteren Suriye Ekonomik Forumu Türkiye’deki Suriyelilere ait işletmeler için hazırlamış olduğu rapora göre; Resmi ve Gayri resmi kurulan şirketlerin toplam sayısının 10.ooo’in üzerinde olduğunu raporlamışlardır. Veriler gösteriyor ki gelen Suriyeli mülteciler açtıkları işyerleri ile ekonomik refaha kavuşmak, entegre olmak en doğrusu kalıcı olmak için çaba sarfediyorlar. Tabi bu yalnızca ekonomik özgürlük ile olacak iş değil. Topluma entegre olabilmek için dil öğrenmeleri, eğitim almaları ve en önemlisi Türkiye toplumuyla kaynaşmaları gerekecek.

Kimisi zamanla entegre olacak, toplumla kaynaşacaktır. Kimisi zindan hayatı yaşayacak, gurbet hasreti çekecektir. Neler hissettiklerini, neler düşündüklerini empati kurmaya çalışsak dahi anlayamayız. Ortada kirli savaşın tertemiz çocukları var. Derin izler, yaralar var ama en güzeli her an açmaya hazır çiçekler var. Bu kirli savaş sadece Suriye halklarının başına gelmedi yarın bizleri nelerin beklediğini bilmiyoruz. Her şeyi yaşayarak öğreniyoruz.

Belki de yarın bizlerde; farklı iklimlerin coğrafyasına, sabahına günaydın diyecek Milliyetçilikten Mülteciliğe merhaba diyeceğiz. O çok sevdiğimiz döneri İspanya’da çakma Türk Lokantasında Pakistan uyruklu taşeron işçilerin elinden yiyeceğiz. Karadeniz’in azgın dalgalarında, tuzlu suyunda yağlanmış hamsi tadını, Norveç somon’unda arayacağız.

Kaynaklar: Vikipedia, Suriye Ekonomik Forumu, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, Suriyeli Göçmen Sorunlarının Sosyal Politikalar bağlamında analizi: Hacı Yunus Taş-Selami Özcan

Hazırlayan: xalo

 

HOMOJENOku

İndir

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*