Yeni açan çiçek: ETİYOPYA

Hepimizin tatil planları vardır. Bu planlarda hep uzak ülkelere gitmek istemişizdir. Buralar çoğunluğun planlarına göre ya Avrupa kıtasında ya da Amerika kıtasında olmakta. Günümüzde Uzak Doğu’nun da bize fazla lanse edilmesinden dolayı (bknz: Uzak Doğu sineması, animesi, müziği vs.) bazı planlar bu kıtanın üzerine de kaymaktadır.

persona

Peki, ya Afrika da bir tatil? Ama öyle Ceptown’dan bahsetmiyorum. Benim bahsettiğim gerçek Afrika. Sömürülmemiş ve kendi ayaklarının üzerinde durmaya çalışsan Afrika. İşte tam da bu cümlenin karşılığı ülkedir Etiyopya.

Vallahi ne yalan söyleyelim iş için olmasaydı benim de tatil planlarım arasında bu ülke yer almazdı. İnsanlara çalıştığım yeri söylediğimde öncelikle Afrika kıtasına çok fazla hakim olmadıklarını sonrasında ise “Başka yer mi kalmadı?” gibi cahil düşüncelerinin arasında zaman zaman canım sıkılsa da aslında düşündükleri gibi olmadığını kanıtladı her saniyesi Etiyopya’nın. Öncelikle ülke ile ilgili ansiklopedik bilgileri vereyim. Ülkenin başkenti Addis Ababa’dır. Yeni açan çiçek anlamına gelen bu ismin ülkeye de büyük bir misyon yüklendiğinin kanıtıdır. Amaçları Afrika’nın yükselen yıldızı olmak olan bu toplumun kendi içindeki çeşitliliğe önce inanamıyorsunuz, sonra biraz arştırma ile bilinen en eski medeniyetlere sahip olmasından dolayı size doğal geliyor bu çeşitlilik. Çevresinde Sudan, Somali, Kenya, Eritre ve Cibuti bulunmaktadır. Özellikle Eritre ve Cibuti Etiyopya’nın kanayan yarasıdır. 1993 yılında halk oylamasıyla Eritre bağımsızlığını ilan etmiş ve böylece Etiyopya bir kara ülkesine dönüşmüştür. Eritrenin Kızıl Deniz’e kıyısının olması özelliğinden dolayı burayı kaybetmesi Etiyopya için büyük bir ticari yol kaybına sebep olmuştur. 1960-1990 yılları arasında büyük savaşlara ve gerginliklere sebep olan Eritre Etiyopya halkı arasında hâlâ büyük bir üzüntü ile hatırlanır. Bu yıllar arasında yapılan savaşlarda büyük kayıpları olmuştur bununla ilgili yaşadığım bir hikâyeyi daha sonra anlatacağım. Avrupalı hiç biçbir sömürge güçlerinin altında kalmayıp kendi egemenliğini koruyabilen tek Afrika ülkesi olmasının yanında 1945 yılında Birleşmiş Milletler’e üye olan ilk bağımsız Afrika ülkesidirde aynı zamanda.

Ülkeyi büyüklerimiz Habeşistan olarak hatırlamaktadırlar. Köleler ülkesi olarak bilinen bu isim Osmanlı’da zamanında ağır işlerde çalışması için alınan insan gücünü bu topraklardan sağladıklarından dolayı buradan gelmektedir. Sadece Osmanlı’da değil, diğer Arap ülkeleri de buradan çok köle satın almıştır. Zaman zaman birbirleri arasında kendilerine Habeşe deseler de başkalarının onlara bu şekilde seslenmelerine müsade etmezler. Bağımsız olmalarıyla çok gurur duyan halkı 1936-1941 yılları arasında Mussolini İtalya’sının istilasına altında kalmış fakat bunun da üstesinden gelerek tekrar bağımsızlığına kavuşmuştur. Ülke her türlü yönetim biçimini denemiştir. Bir dönem sert ve baskıcı krallık sistemiyle yönetilen ardından Rusya’dan gelen kızıl güneşin etkisiyle komünizme dönen, bunu da aşırı baskıcı bulup sosyalizmle devam eden ve günümüzde cumhuriyet ile yönetilen halkın üzerinde bu rejimlerin etkisin görebilirsiniz. Krallıktan gelen kabilecilik ile yönetilen köylerin kabile liderlerinden aşırı korkmaları krallık rejimlerinden kazandıkları etkiye işaret iken, herhangi bir köy toplantılarında ya da aile içi toplantılarında her kişinin özellikle yaşları göz önüne alınarak ayağa kalkıp derdini anlatması ve bunu her birey tek tek gerçekleştirirken diğerlerinin asla konuşan kişinin sözünü kesmemesi sosyalist rejimden kazandıkları bir güzelliktir. Özellikle ulusal kanallarındaki politik oturumlar beni şok etmiştir. Ülkenin en önemli bakanına da en vasat politikacısına da aynı stüdyoda oturumu yöneten operatör tarafından ipad kronometresinden 10’ar dakika verilmektedir. Her iki taraf da bu 10 dakika içinde birbirini yerden yere vurup acımasızca eleştirebilir ama herkes birbirinin sözünü kesmeden dinlemek zorunda bırakılır, söz kesenin mikrafonu kesilirdi.

Eritre konusuna gelirsek bir gün araştırma için gittiğim bir köyde küçük bir bahçenin içinden geçen çalışma alanım için orada yaşayan yaşlı bir bayandan izin istedik. Çalışmamız bittiğinde ise öğlen paydosu vakti gelmişti. Kendisi bizlere yemek ve kahve ikramında bulundu. Gözlerinde büyük bir heyecan ama çok derinlerinde ise gizli bir acı vardı sanki. Hissediliyordu. Yüzüme bir süre baktı ki bu etiyopya kültüründe olgun bayanların pek de yapmaktan kaçındıkları bir davranıştı. Yanımdakilere yaşımı sordu. Öğrenir öğrenmez ağladı ve odasına gitti. Eski bir karyolanın altından bir deste fotoğrafla çıkıp geldi ve yanıma oturdu. Gençliğine dair 3 adet fotoğraf ve sonrasında iki gence ait birkaç fotoğraf gösterdi. Yanımdaki çevirmenim durumu anlattığında ise tüylerim diken diken oldu. Kadının birbirleri arasında 1 yaş olan iki erkek evladı varmış. İkisi de Eritre savaşına gönüllü asker olarak katılmış ve savaşta beraber ölmüşlerdi. İkisi de benim yaşlarıma yakınmış. Biri yaşını doldururken biri yaş almak üzereyken hayata gözlerini yummuş. Eritre birçok Etiyopyalı için böyle üzücü hikâyelere sahipken yollarına devam etme konusunda gerçekten çok başarılılar. Acılarını arkalarında bırakıp devam etmek adeta onlar için bir içgüdü. Yanımdaki çevirmene şunları söyledi yaşlı kadın: “Yağmur yine yağacak. Tef yine büyüyecek. Yol yine yürünecek. Evlenirsen bir fazla, eylenirsen bir eksik… Benim çocuklarım evlenemedi, biz iki eksildik. Ama Etiyopya yürüdü, tef pişti, incara karınlarımızı doyurdu, Allah bizleri unutmadı ve 2 kızım 2 erkek getirdi evimize. İki erkekten iki erkek torun verdi. Mutluyum.”

Mutluydu insanlar çünkü ülkenin doğal güzellikleri saymakla bitmez. Mesela Nil Nehri’nin burada doğduğu söylenir. Bahrül Deniz demektir ve bahriyeli de bu sözcükten gelmektedir. Bahrü’l Cebel bölgesindeki bu bölgenin adını alan Bahrü’l Cebel nehriyle birleşince adını Mavi Nil olarak alan bu nehir ülkeyi boydan boya geçer ve dünyanın en uzun nehridir. Su konusunda çokta sıkıntı yaşamayan Etiyopya bu noktada da tipik bir Afrika ülkesi görüntüsünü bozmaktadır. Yılın 4 ayı düzenli yağış alan ülke özellikle muson yağmurları sırasında nehirlerini aşırı derecede güçlendirir. Hiç kar yağışının görülmediği en düşük sıcaklığın 10 derece olduğu bu topraklarda yaradan acımış olmalı ki kış pek kısa sürmekte ve yakacak ihtiyacına gerek duyulmamaktadır. Rakımı 2000-3000 metre arasında değişen bir platoya sahip olan Etiyoya etnik kökene dayalı 9 yönetim bölgesine ayrılmış 2 tane de özel yönetimli şehir bölgesi bulunmaktadır. Etnik kökene göre ayrılan Afar, Amhara, Benishangul-Gumuz, Gambela, Harari, Oromia, Somali, Güney Ulusları ve Halkları Bölgesi ve Tigray iken özel yönetimli şehir bölgeleri ise Addis Ababa ve Dire Dawa’dır. Her bölgenin kendine ait yönetim merkezi bulunmaktadır. Mesela AFar bölgesi Semere şehrinden yönetilmektedir. Her bölgenin kendine ait dili olsa da ana dil Amharcadır ve Amharik alfabesi vardır.

Etiyopya gelişime açık bir ülkedir. Yatırımlarını ulaşım, haberleşme ve elektrik gibi önemli kaynaklara yapsa da maddi anlamda yetersiz kaldığından kendilerini özelleştirmeye açmışlardır. Mesela haberleşme kaynaklarını Çinliler yönetmektedir. Açıkcası Çinliler ülkedeki her şeye el atmak istemektedirler. Kara yolları, demir yolları gibi çoğu büyük ve riskli projeler Çinlilerin elinde iken tarım alanında ise Kanadalılardan çok yardım almaktadırlar. Eğitim alanında İspanyol ve İtalyanlar yardımcı olurken hava yolu ulaşımlarında ise Suudi Arabistan’dan destek alarak kendi hava yollarını kurmuşlardır. Teff adında mucizevi bir bitkileri vardır. Bir tahıl ürünü olan tefften incara dedikleri ekşimsi, pembe, pankek kıvamında yumuşaklığa sahip olan ve her öğünde her çeşit yemeğin yanında tükettikleri, protein ve demir açısından zengin ekmeklerini yaparlar. Çok çeşitli hayvan topluluğuna sahip olan ülkede kafanızı çevirdiğiniz her yerde renagerenk irili ufaklı kuşlar görebilirsiniz. Büyükbaş ve küçükbaş birçok çeşit sağın hayvanı vardır. Fakat süt ürünlerini pek bilmedikleri için genelde etlerinden faydalanırlar. Pek fazla değerli maden yataklarına sahip olmayan Etiyopya bu durumdan dolayı pek fazla işgal edilmek istenmemiş olabilir fakat içinde muazzam bir verimli toprak haznesi bulunduran ülke yakın gelecekte sırf bu özelliğinden dolayı işgale açıktır. Sadece yağmurla sulanan topraklarda iyi dönemde 3 kez verim alınırken yapılan yanlış tarımcılık ve bazen kurak geçen tarım dönemlerinde bile en az o yılı geçirecek kadar verim alınmaktadır. Damla sulama teknikleri ve endüstriyel tarım olsa gerisini siz düşünün anacım. Mısır, tahıl, arpa, darı ve maşhilda dedikleri bizim bildiğimiz şeker kamışı büyük oranda üretilmektedir. Zeki insan her yerde zeki anam. Mesela Afar bölgesine gelen Kanadalılar Etiyopya’nın en vahşi olan bu ırkına tarım öğretip verimsiz kurak topraklarına su kanalları açmış ve şeker kamışı üretmelerini sağlamıştır. Üretilen bu şeker kamışları Çinliler tarafından kurulan şeker fabrıkalarında işlenerek tekrar Etiyopyaya’ya satılmakta, fazlası Kanada ve Çin tarafından paylaşılmaktadır. Alım gücünün az olduğu bir ülkede bir ürünün fazlasını siz düşünün artık. Taş atıp kolu yorulmayan iki beyaz ülkeden özellikle Çinliler biraz tutumları, biraz yiyecek alışkanlıklarından dolayı pek hoş karşılanmamaktadır. Özellikle Addis de köpek eti yedi diye tutuklanan bir çok Çinli vardır. Beter olsunlar anam diyebiliriz. Fakat sadece bundan dolayı da değil. Ülkeye 3. derece kalitede Çin malları sarmıştır. Bir İngiliz anahtarının kraker gibi parçalandığını gördükten sonra ben de Çinlilere lanet okumuştum ne yalan söyleyeyim. Etiyopyalılar Çinlinin onlara yaptığı bu acı ve kekremsi çaylarına karşılık kocaman, kaliteli mi kaliteli kahveleriyle cevap vermişlerdir. O kadar lezzetli kahveleri vardır ki benim gibi sevmeyene bile “Bir yudum içeyim bari.” dedirtir. Yumuşak bir tadı olan, kokusu baharatlı olan kahvelerinin hazırlanışı tam bir seramonidir. Renkli çadırlar altında, renkli çiçekler arasında önce çok güzel bir kokuya sahip tütsü yakılarak yapıldığı yeri mistik bir duman altında bırakılır. Sonra kahve biraz karanfil eşliğinde pişirilmeye başlanır. Bu sırada kahve yanında ikram amaçlı şekerli mısır patlağı verilir. Kahveyi dolduran bayan abartılı ve renkli saçıyla bu törene önderlik eder ve bizim fincanlarımıza benzeyen porselen kupalarda kahveyi ikram eder. O an kahvenin kokusu, odanın kokusu, patlamış mısırın kokusu etrafınızı bir sarar ki kendinizi bir Şaman büyüsü altında hisseder ve mutlu olursunuz.

Etiyopyalılar çoğunlukla sıcakkanlı ve sevecenlerdir ama sağlam bir azınlığı gerçekten çok tehlikeli olabilir. Ülkenizden ayrılmadan önce gideceğiniz yere ait bilgileri içeren bir kitapçık isteseniz çoğu ülkenin 15-20 sayfa arasında iken Etiyopya’nın sağlam bir kalınlıkta kitapçığı vardır. Çünkü farklı bölgelere sahip olan bu ülkede insanların davranışları da bölgelerine göre değişmektedir. Örneğin Afar bölgesi müslüman bir bölge olup kadınlarının belden yukarısı çıplaktır. Çünkü bu gelenekseldir ve geleneklerine çok bağlı olan bu bölge gerek insanları gerekse koşulları bakımından çok tehlikelidir. Kızıl yönetim sırasında ülkeye giren kaçak silahların çoğu bu bölgede bulunmaktadır. Herhangi bir takip sistemleri olmadığı için insanları kolayca öldürebilen zehirli bir zihinleri bulunmaktadır. Topraklarına girmeden önce izin almanız gerekmektedir ki bu da para ile olmaktadır. Fakat vereceğiniz para hiçbir zaman yeterli olmayacak, kaldığınız sürece daha fazlasını sizden isteyeceklerdir. Vermediğinizde ise namlunun ucunda bizzat kendinizi bulabilirsiniz. Kolay kolay fotoğraf çekemeyeceğiniz bu bölgede duygusallığın da vahşice olduğunu göreceksiniz. Örneğin evlenmek isteyen bir Afarlı eğer seçtiği eşini etkilemek istiyorsa hatırı sayılır miktarda Amharalının penisini kesip ondan eşine kolye yapmalıdır. Bunu çok etkileyici bulan kadın hemen onunla evlenir. Bölgenin doğa koşulları çöl iklimine yakındır. Nadir yağmur yağan yerlerinde hemen toplanan Afarlılar birbirleri arasında bile kavgacı ve tehlikeli yapıya sahiptirler. Afar bölgesinde aslan ve sırtlan bulunmasından dolayı bellerinde sürekli taşıdıkları ve çok keskin olan bıçakları ve uzun sopaları vardır. Bölge en eski medeniyetlere sahip olduğundan arkeoloji açısından çok zengindir. Özel korumalarla çalışan arkeologlar yine de kendilerini güvende hisetmediklerinden dolayı genellikle işlerini yarım bırakmaktadır. Buna rağmen dünyanın en eski insanı Lucy burada bulunmuştur. Daha detaylı bir araştırma ile kim bilir neler bulunacaktır daha. Bölgede önemli yatırımlarda yapılmaktadır. Yine tahmin edeceğiniz üzere Çinliler şeker fabrikaları ve tekstil fabrikaları kurmuştur. Çinlilerin bazı saygısız tavrılarına karşılık kellelerini alan Afarlılar yine de onlarla çalışmaktadır. Çinli arkadaşlar da zaten bizde adam çok, diyerek bu durumu çok sorun etmemişlerdir. Her şey bu kadarda kötü değil aslında. Saygı duyduğunuz sürece size bir sorun çıkartmaz Afarlılar. Ama siz yine de yanınızda federal polisle o bölgeyi gezmeye bakın. Aslanları, geyikleri ve ceylanları izleyin bölgenin tadını çıkarın, offroad yapın ve adrenalinizi ateşleyin.

Etiyopya’da 80’in üzerinde etnik grup bulunmaktadır. Oromolar, Amharalar, Tigreler, Sidamolar, Shankellalar, Somalililer, Afarlar ve Gurageler Etiyopya topraklarında yaşayan belli başlı etnik topluluklardır. Bunlardan Oromalar yaklaşık %35 oranla Etiyopya’nın en kalabalık etnik grubunu oluştururlar. Etiyopya toplumunda bir kaç din görülmektedir. Nüfusun %62,7’sini oluşturan Hıristiyanlar en büyük dini gruptur. (%43,5 Ortodoks Hıristiyan, %18,5 Protestan Hıristiyan, %0,7 Katolik Hıristiyan). Etiyopya’daki en büyük ikinci dini topluluğu %33,9 oranıyla Müslümanlar oluşturmaktadır. Müslümanların çoğunu Şafii mezhebi ve Selefiyye mezhebine inanan Sünniler oluşturmakta olup Şiiler ise Müslüman toplumu içinde azınlık olarak bulunmaktadır. Ayrıca Etiyopya’da %2,7oranında Animist ve %0,6 oranında diğer dinlere inananlar bulunmaktadır. İsrail devletinin kuruluşundan sonra Filistin’e göçmüş olsa da az sayıda Falaşa Yahudisi bulunmaktadır.

Gelelim konunun biraz da bizimle alakalı kısmına. Etiyopyada eşcinsellik. Acıkcası iki büyük dinin hakim olduğu bu ülkede eşcinsellik yok gibi. Ortodoksluğun hemen hemen ilk haline göre yaşandığı, hatta bazı yönleriyle müslümanlığa çok benzediği için eşcinselliğe Müslümanlıkta bakıldığı gibi bakılıyor. Tabi hiç yok diyemem. Benim de bir eşcinsel olarak bazı anladığım şeyler oluyordu. Kaldığım otellerde servis yapan garsonlar, belboylar v.b. Üzerimde hissettiğim bakışlardan yakaladıklarım oluyordu. Fakat buna rağmen kesin diyemezdim. Aslında kendi içinde eşcinsellikteki çok renkliliği halkta görebiliyorsun. Samimiyet göstergesi olarak el ele yürüyen kadınlar ve erkekler size başta böyle bir hissiyat uyandırsa da sonrasında bu durumun Orta Doğu’da yaygın olduğunu öğrendim. Suudilerden aldıkları bu alışkanlık beni biraz umutlandırdıysa da çevremde o bölgelerde çalışan Türk ve homofobik adamlardan öğrendiğim kadarıyla ”Bu ibnelik gibi ama değil. Araplar da böyle el ele gezer.” dediklerinde kendi sıradanlığını yakaladı bu haraket benim için. Yine de Addis böyle değil. Kendi içlerinde bile Addis sanki özgürlükler için kaçış yeriymiş gibi davrandıkları bu şehirde eşcinselliğini gizli kapaklı buraya gelen turistlerle yaşayan bireylerimizin olduğunu öğrendim. Hatta bazı gizli partiler verildiğini biliyorum. Bu partiler zaman zaman bazı büyükelçilikler tarafından düzenlenmekte olup gizlilik anlayışları ise bizim ülkemizdeki gibidir. Kısaca gör, bil, ama konuşma! Özellikle oğlancılığın yaygın olduğu Suudi Arabistandan, buradaki zayıf, kadınsı, diri vücutlu erkeklerin ticaretinin yapıldığını öğrenmiş, hatta daha çirkin olayların döndüğünü öğrendiğimde bu durumu daha fazla deşmek istemeyip olduğu yerde kapatmıştım. Anlayacağınız durum bizdeki gibi biraz da. Fakat daha radikal bir yaşam biçimleri olduğu için eşcinseller daha gizli ve geride hatta lider olanları yok bile.

Kısacası canlarım bu ülkeye bir şans verin planlarınız arasında. Yolda kilometrelerce yürüyen yaşlı bir insanı görünce yaşlanmya daha farklı gözle bakacaksınız. Aracınızın camından size el uzatan küçük çocukları gördükçe aşırı şımarttığınız aile bireylerinize sıkı bir ayar vereceksiniz. Stressiz ve koşuşturmasız bir hayatın insanı nasıl da dinginleştirdiğini göreceksiniz. Şanslıysanız gece yolculuğunda size sinsi sinsi gülen sırtlanlara el sallayıp gerçek bir aslanın büyüklüğü karşısıda şaşıracak, yol kenarlarında meraklı gözlerle sizi izleyen baboonlara muz atabileceksiniz. Gülen gözlerin değerini anlayacak ve mutluluğu büyük şeylerde aramayacaksınız. Dünyanın 2. en yüksek hava alanı olan Bole Hava Alanı’na iner inmez gerek yükseltiden gerek yaşayacağınız heyecanlardan nefesiniz kesilecek. Size tek gereken sağlam bir ayakkabı, uzun giyişiler, şapka, güneş gözlüğünüz ve en önemlisi de içinizdeki kaşif cesareti. Günümüzde birçok turistik turları bulunan ülkenin kesenize göre olan bir paketini seçin ve sonra ömrünüze ziyafet çektirin.

Not: Ülke’de birçok sanat akımı var bunlardan biri de resim. Ulusal müzede hepsine erişebilirsiniz. Farklı ve hareketli bir müzik anlayışına sahip olan ülke zamanında Bob Marley tarafından çok desteklenmiş ve regie akımı gerek müziklerine gerek kültürlerine işlemiştir. Addis Ababa nın ortasında kendisinin kocaman bir heykelini bile bulabilirsiniz. Fakat en güncel haliyle bugün Kanada’dan çıkan, ve şu anda dünya listelerini alt üst eden, geleceğin Michael Jackson’ı olarak gösterilen The Weeknd de bu toprakların insanıdır. R&B şarkıcısı ve söz yazarı olan The Weeknd’in gerçek adı Abel Tesfaye olup son albümü olan Beauty Behind The Madness da gerçekten çok başarılı parçalara imza atmıştır. Bunlardan benim için en önemlisi The Hills adlı parçasıdır. Albümde bir şarkı vardır ki dinleyince kendinizi bir garip hissedeceksiniz. Parçanın adı Often’dır ve altyapısı tamamen Nükhet Duru’nun ben sana vrugunum adlı parçasından oluşmaktadır. Nükhet Duru’nun arkadan şarkıyı söyleyişi ve önden Abel’in cesur sözleri be o güzel sesiyle parçaya devam edişi sizi de etkileyecektir. Saygılarımla.

2. SAYI
HOMOJEN
Okumak İçin Tıklayın!
İndirmek İçin Tıklayın!




1 Comment on Yeni açan çiçek: ETİYOPYA

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*