Gezi: Tokyo

YİĞİDİN HARMAN OLDUĞU YER… TOKYO

Yokohama Ellerinde Sazım Çalınır,
Çamlı Beller Bölük Bölük Bölünür.
Samurayımdan Ayrılmışam Bağrım Delinir,
Kâtip Arzuhalim Yaz Yare Böyle.
Güzelim Ey Güzelim Ey Güzelim Ey Ey!

Hazırlayan: muahhhh

Bu yolculuğumuzda nereye mi gidiyoruz? Şöyle söyleyelim;

-Bir ülke düşünün ki insanlara şeriatı sorunca
‘şeriat mı? Hummmm denemedim ama acılı değilse yiyebilirim’ diyor…

-Terörizm’i sorunca ‘yhaaa şeyy değil mi o, halkın kendi kendini patlatmasıdır, doğru muyum?’ diyor…

-Cennet’e gitmek için insanlar birbirini kesiyor dediğinizde, suratınıza ‘Saygı duyarım ama Cennet nerde’ der gibi bakıyor…

Deniz, kum, güneş hiçbirisi yok…Huzur var, sadece huzur.

Sanırım Allah Japonları diğer ırklar utansın diye yaratmış. Resmen komşunun çok çalışıp fen lisesini kazanan, ayar olduğun ama sana sataşmadığı için sebepsiz yere tekme tokat giremediğin sempatik oğlu.

Hayatta her şeyin belirli bir seviyeden sonra tam tersine evrildiğine inanıyorum ben. Yani çok fazla kızınca aniden gülmeye başlıyorsunuz, çok gülünce aniden ağlamaya başlıyorsunuz, her şeyinizi kaybettikten sonra hadi itiraf edelim hafiften bir rahatlama geliyor, beyin mi uyuşuyor nedir, gizliden gizliye gülesin geliyor. Hah işte tam da Japonya böyle. Bu intizam, düzen, disiplin bir yerden sonra sana hakaretmiş gibi geliyor, sanki anana bacına küfrediyorlar.

Hele bizim ülkemizdeki gibi, yürürken aniden kıçına tekme yiyip ‘pardon kardeş ya kayınçoma benzettim’ denilen, otobüse adımını attıktan iki dakika sonra diğer yolcuların yardımıyla kıçını içeri sokabildiğin bir ülkeden sonra, ne bilim bu kadarı bana biraz göz boyama ya da artistlik biraz show gibi geldi…Yani ne gerek var yürüyen merdivende sıraya girmeye.

Çok sık duyuyorum Japonya’da iş deneyimi yapmak isteyenleri, kız aklınızı başınıza alın. Bu ülkeden sonra her ülke yer sizi, alışamazsınız. Bak cevahirdeki Çin lokantasında 20 liraya sushi yemeye benzemez, alışınca adapte olamazsın hiçbir yere. Hele ki bir ‘lifetime work’ tanımları var ki, bir işyerine giren bir daha oradan çıkmıyor, oradan emekli oluyor. Size hiç gelmez bu. Ben sizi biliyorum, hepiniz ‘ayhhh valla ben bunlara gelemem’ deyip hermes (çakma) çantanızı alıp ofisi terk eden, öyle deşarj olan insanlarsınız, buralarda harcanırsınız güzelim.

Neyse kızlar bu girizgahtan sonra, her şey nasıl gelişti, nasıl gittik nasıl geldik, ne oldu hepsini anlatacağım.

Tabii ki maksat burada sizi bilgilendirmek çünkü bilet fiyatlarını öğrendikten sonraki kısımlar birçoğunuzu hiç ilgilendirmeyecek. Kalan %2’lik kısımda hornetten tanıştığı adamı kafalayıp gidebilir tabi.

Tokyo’ya gidiş dönüş biletimi yaklaşık 4500 liraya aldım. Evet canım 4500 lira. Evet bana da koydu. Evet evet canım yandı bayağı.

Ve yazımın geri kalanını, aylık kazancı 3000 liranın altında olup gözleri yaşara yaşara da olsa hala bu yazıyı okumaya direnen tüm dostlara adıyorum.

Tabii 4500 liralık bilet fiyatından sonra ‘Japonya’ya vize yok canım’ demem ne kadar sizi mutlu eder bilmiyorum, ama hani size lazım olmaz da bu bilgi, muhabbeti geçerse söyleyin Japonya’ya vize yok.

Türk Hava Yolları’nın Atatürk Havaalanı’ndan haftanın her günü Tokyo’ya karşılıklı direkt seferleri var.

Hayat çok ilginç sahiden. Yani mesela burada 2,6 lira akbil basarak gittiğin havaalanından havalanıp 12 saat sonra indiğin havaalanında, şehir merkezine gitmek için 10 dolar yani an itibariyle 38,2 lira ödüyorsun. Tabii giren pamuk bu kadarıyla sınırlı değil sadece karşılaştırma yapabilme açısından söyledim bunu.

Gel gelelim Japonya’ya…12 saat yolculuktan sonra (ki giderken 12 dönerken 11 saat, çünkü dönerken Tunceli üzerinden dönüyor… değil tabi, sadece dünyanın hareketinden dolayı gelirken bir saat erken varıyorsunuz ama bu bilet fiyatında herhangi bir şeyi değiştirmiyor, o yüzden sadece genel kültür olarak burada kalsın.) Japonya havaalanına iniyoruz, artık gelsin samuraylar gitsin geyşalar diye beklerken bir polis hemen bizi hizaya sokuyor. Japonya’ya girmeden önce bir form dolduruyoruz, sıra son derece hızlı ilerliyor ve Japonlar terabyte seviyesinde kibar insanlar. Çok az bekledikten sonra havaalanından çıkıyoruz, 3 arkadaş sigara yakacağız ama bir durum var! Japonya’da açık alanda sigara içmek yasakmış. Biz de yeni öğreniyoruz ve sigara içenlere özel ayrılmış bölümlere geçip ciğerlerimizi nikotinle dolduruyoruz. Garip olan açık alanlarda sigara içmenin yasak olması değil, garip olan birçok kapalı alanda sigara içilebilmesi.

Sigaralarımızdan sonra bizi otelimize götürecek havaalanı servisini beklerken otobüs tam saatinde gelecek mi diye merak ettim doğrusu. Ve aynen tam saatinde geldi ve tam saatinde kalktı. Bir Türk olarak yine hayretler içerisinde kaldıktan sonra otobüsün camına başımı dayayıp, izlemeye başladım Tokyo ovasının yalancı maviliğini…

O kısacık (2 saat) servis otobüsü yolculuğunda bile sanki uzay yolunda yol alıyormuşsunuz hissine kapılıyorsunuz. Gökdelenler, otobüs kalkarken yarıya kadar eğilip selamlayan Japonlar, Japonca ve çekik gözlü herkes…

Biz Shinjuku’da kaldık ama Japonya’da nerede kalınır derseniz, Shinjuku bir nevi Ankara’nın Ulus’u gibi, buğdayını satanların, kurbanda koyunlarını satan çiftçilerin, büyükbaş hayvan tüccarlarının eğlenmek için geldiği yer. Bence kesinlikle tehlikeli değil ama Japonlar için tehlikeliymiş. Tabi sokaklarda her adımda sizi striptiz showa çağıran adamlara uymazsanız. Etrafın Yakuza yani Japon mafyası dolu olduğunu duyduk ama ne Growlr’da ne Grindr’de bir tanesi denk gelmedi. İnsan heves ediyor tabi.

Gerçi siz her halükârda Shinjuku’ya geleceksiniz tabii çünkü gay area tam da burada. Küçük bir kasaba gibi. Saunalar, barlar, içip içip gecenin bir vakti sokakta tehlikeli bakışlar atan lezbiyenler hepsi burada. Ayh nedir bu LGBTİ’nin lezbiyen ayağı kız. Dünyayı dar ettiler gaylere.

Bu konuya sonrasında bizzat değineceğim çünkü değinmem gerek ama kalınacak diğer yerleri de söyleyeyim.

Rappongi; Tokyo’nun Kadıköy’ü denilebilir. Gece hayatı öğrenci ağırlıklı, Shinjuku’ya benzemiyor daha usturuplu. Shinjuku’ya yakın hayat hiç bitmiyor. Bu bölgede kalınabilir ulaşım kolay, aslında Tokyo’da her yere ulaşım metroyla çok kolay. Pahalı olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Kalmasanız da bir gece muhakkak kendinizi sokaklarına, barlarına atın. Görülmeli. Her bir katında ayrı ayrı tarzda müzikler yapan, metrobüs gibi kalabalık mekanlar var ki ben kalabalıklara bayılıyorum.

Asakusa; En geleneksel ve hatta belki tek geleneksel mimariye sahip semt burası. Muhakkak uğrayın, birkaç hediyelik eşya alın. Zaten Sensoji tapınağına da Asakusa’nın sokaklarından geçerek ulaşabiliyorsunuz. Sensoji’yi muhakkak görün. Hatta kader kutularına 100 yen atıp kaderinizle ilgili Budist yorumları okuyun. Ne işinize yarayacaksa…Burada eklemek istediğim bir şey daha var, Sensoji tapınağının önünde bir köz var sürekli dumanı üstünde, burada demli bir çay için. Şaka şaka, Budistler için bu kutsalmış, siz de onlar gibi dumanını üzerinize doğru çekin, onlarda öyle yapıyor. Herhalde uğur getiriyordur. Bunu yaptıktan sonra akşam kesinlikle üzerinizi değiştirin tabi, is kokuyor.

Ayrıca tapınağın girişinde iki devasa çarık var. Bunlarda rivayet odur ki… Rivayet neydi ya unuttum, bir ejderin terliği miymiş, bir devin çarığı mıymış neymiş. Ama hikayesini siz sorun ilginç bir hikayesi vardı. Sonrasında her tapınakta olduğu gibi burada metal paraları atıp, ellerinizi çırparak bir dilek tutabiliyorsunuz. Evet bir ritüeli var, insanları izleyerek bunu görebilirsiniz.

Ginza; Oyyyy ateş pahası, şöyle bir yürüyün gelin, son derece lüks markalar var ama teknoloji dışında Japonya pahalı bir ülke. Alacaksanız iphone alabilirsiniz ki Türkiye’yle arasında nerdeyse 1500 lira fark var. Ayrıca pasaportunuza işletip %8’lik vergiyi de ödemiyorsunuz. Bunu unutmayın, sadece telefon için değil, aldığınız her üründe pasaportunuza işletin ve %8’lik vergiyi ödemeyin.

Akihabara; Ucuz elektronik eşya için birebir. Alışveriş için burayı tercih edin. Özellikle anime hayranıysanız burada sınırsız seçenek var. Türkiye’den çok daha ucuzlar, nerdeyse üçte bir fiyatına. Ama kalınabilecek turistik bir bölge sayılmaz.

Harajuku; Gençlerin ilginç kıyafet ve saç modelleriyle takıldığı yer. Muhakkak görün. Aslında Japonlarda genel anlamda çok ilginç makyajları ve kıyafetleri görebiliyorsunuz. Bu onlar için son derece normal. İzlemesi gayet keyifli.

Shibuya; Tokyo’nun en bilinen en görseli akılda olan semti burası olabilir. Çok merkezi bir yerde. Bu civarda kalmanız ulaşım açısından son derece kolaylık sağlayacaktır.

Birkaç not;

Metro ağı son derece gelişmiş ama muhakkak yanınıza bir harita alın. Çünkü İngilizce bilen insan az ve o kadar çekingenler ki konuşmak da istemeyebiliyorlar.

Tokyo’yu tepeden izlemek istiyorum ama skytree’ye para bayılmak istemiyorum diyorsanız, Tokyo belediye binasına çıkın. Hem ücretsiz hem aynı tadı verir. Ama mesai saatlerinde orada olmaya özen gösterin.

Mümkün mertebe taksi tutmayın, çünkü çok çok pahalı ama metroların 12 de bittiğini unutmayın ona göre önleminizi alın.

Havası İstanbul’a çok yakın hatta birkaç derece daha sıcak.

İnsanlar gece kulüplerinde resmen ikinci kişiliklerini ortaya çıkarıyor ve o çekingen insanlar bir anda ultra clubber oluyor. Çekinmeden muhabbet edin. Kesinlikle gülümseyip sizle sohbet ediyorlar.

Ne yenilir ne içilir?

Eşeğin uzvu hariç her türlü şeyi bulabilirsiniz. Belki eşeğin uzvu da vardır da bana denk gelmemiştir.

Ben hayatımda yemediğim görmediğim duymadığım şeyleri yedim; En sevdiğim shabu shabu oldu. Önünüzde sürekli kaynayan bir tencere su var, eti yanında çiğ getiriyorlar. İnce ince dilimlenmiş, haşlanması birkaç saniye alıyor, sonra yiyorsunuz muazzam. Muhakkak deneyin.

Sushiyle tüm bağınız cevahirde 20 lira verip sınırsız yediğiniz Çin lokantasıysa, çok seveceğinizi sanmam. O çiğ balığın damağa bir yapışması var ki, insanın ateşi bulana rahmet okuyası geliyor.

Hiçbir şeyin yanında ekmek yemiyorlar. Yani tabağın dibini sıyıranlardansınız sizi Bayburt’a alalım, Tokyo sizi aşar. Belki bu yüzden her daim fitler.

Tempura’yı muhakkak deneyin ki benim favorim buydu.

Ahtapot çok güzel. Ayhh Allahım Tarkan’ın filmindeki ahtapot geliyor gözümün önüne ama sahiden lezzetliydi.

Ramen denenmeli ki bence tempura da ramen de sushiden daha güzel. Neden sushi daha meşhur anlayabilmiş değilim.

Okonomiyaki adıyla müsemma. Karman çorman bir şey ama yenilir.

Japon noodleunu da unutmayalım. Ayrıca tüm bunların yanında sake denilen içecekleri var. Bira. Aslında sake sadece içecek demekmiş ama tavsiyem umeshu için. Ufff resmen Erciyes’in doruklarında sarı peruk ve tangayla skate board yapar gibi oluyorsunuz. Yaldır yaldır çok güzel.

Herhangi bir yerde yerel hamburgerlerden yiyin. Sahiden lezzetli. Arada Türk dönercilerle falan göz göze geliyorsunuz. Gözünüzün içine vatana ihanet etmişsiniz gibi bakıyorlar, derhal tipiniz hangi ırka yakınsa onun taklidini yapıp oradan uzaklaşın. Misal İtalyan olur, Rum olur, Suriyeli olur hemen uzaklaşın. Türk her yerde Türk. Ayh dur hikayem geldi;

Her gece British publara gidiyoruz ki orada arkadaşlık kurmak çok kolay. Laf olsun diye iki kızla konuşurken yanımdan geçen eleman bizzat anadilimizde, ‘abi onlardan iş çıkmaz ‘deyip geçip gitti. Yaşadığım şoku, dumuru varın siz hayal edin. Bir an kendimi Tarlabaşı’nda sandım. Aman diyim.

Şimdi gelelim Gaylife’a. Nerde verilir nerde alınır. Kız oradan bir Hande Yener açın, tikelin.

Efendim grindr olsun growlr olsun scruff olsun her zamanki gibi yükleyip hazır kıta bekliyoruz. Gelen mesajlara thank you so much, do you have a place? yazdıktan sonra iletişime devam ediyoruz. Ama asıl mevzu Shinjuku’nun aşağısında dönüyormuş. Shinjuku metro istasyonundan, bir 50 metre kadar yürüyüp Üsküdar kebapçısını geçtikten sonra sola dönüyoruz. Resmen bir gay ghetto oluşturmuşlar. Saunalar, barlar oteller. Otelde kalmak istiyorsanız şunu unutmayın, gündüzleri oteller daha ucuz, aynı otele gece giderseniz fark biniyor.

Ben bizzat başka bir semtte, gökdelenlerin arasında bir Japon’la gecenin bir vakti öpüşmeyi tercih ettim. Ahh ahh, elinde el feneriyle gezen bekçiyi saymazsak her şey şahaneydi. O bekçi de zaten her yerde var. Kız bu ibnelerde hakkaten mesken tutuyor her yeri. Bildiğin çarka çıkmışlar, aranan Japonları görmek çok ilginç. Bak bunu turist kitaplarında göremezsiniz, parklarda dolanın. Kültürel faaliyet olarak yani.

Ben benim Japon samurayımla ilgili çok detay vermeyeceğim ama ona sarıldığım üç saatte Tokyo’nun uzaklığına lanet ettim. O nasıl güzel bir cilttir. Tüm Japonlar öyle bu arada. Ayhh kız yemeden dönmeyin bak yemin bastım şuraya.

Japonya’da istediğiniz kadar feminen ya da çılgın giyinebilirsiniz, zaten Japon erkeklerin arasında hala kamyon şoförü gibi kalacaksınız. Adamlar Style’ın kitabını yazmış. Pembe saçlı, kat kat kesimli, parlak pırlantalarla bezeli deri ceket giymiş Japon erkekler gördü bu gözler. Gerisi beni şaşırtamaz. Yani Lady Gaga ezkaza sokağa çıksa, çok mutaassıp aile kızı kalır, Lady Sıdıka olur o derece.

British publara muhakkak gidin, daha hetero mekanlar ama ne ellerseniz kar kız.

Ayhh aklıma başka bir şey gelmedi ama unutmayın;

HAYATA BİR KERE GELİYORSUNUZ, SİZ DEĞİLSENİZ KİM, ŞİMDİ DEĞİLSE NE ZAMAN?

Hadi kendiniz için, hayatınız için kalkın gidin, ruhunuzu maceralara açın.

10. SAYI

HOMOJENOku

İndir




Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*