Hawking Evreni

Stephen Hawking bedenini günden güne çürüten ALS (Amyotrofik Lateral Skleroz) hastalığına rağmen evrenin gizemlerine doğru yaptığı yolculuğa hiç ara vermedi ve yaşamın kaynağına ışık tutabilecek Isaac Newton’un kütle çekim teorisiyle Einstein’in genel göreliliği ve sonrasında gelen kuantum mekaniği teorilerini birleştirmek için ömrünün sonuna kadar çalıştı. Tanrıyı aramakla eş tuttuğu ve bulunabilirse bunun kanıtı olabileceği anlamına geldiğini söylediği tek bir formülden oluşacak teorisine her şeyin teorisi adını vermişti. Olması gerektiği gibi 2014 yılında yaşamını anlatan filme de bu isim verildi. Bütün evreni ve yaşamı ifade eden ve anlamlandıran tek bir teori olabileceğine inanıyordu. 1988 yılında yayınlanan zamanın kısa tarihi adlı kitabında bu teoriyi bulmaya çok yakın olduğunu eğer varsa bulabileceğine inandığını yoksa da olmadığını hiçbir zaman kesin olarak bilemeyeceğimizi söylemişti. Buradan da anlaşılabileceği gibi Hawking bir astrofizikçi olduğu kadar kitlelere yön verebilen ve hayatın anlamını yaptığı çalışmalarla sorgulamayı da ihmal etmeyen bir modern dünya filozofuydu.

Henüz 21 yaşında doktora tezi üzerinde çalışırken yakalandığı ALS hastalığı nedeniyle en fazla 2 yıl ömrü kaldığı söylenmişti. ALS bedenin hareketini sağlayan motor nöronların harabiyetine neden olan bir hastalıktı ve kısa sürede kişinin hareket kabiliyetini yitirmesine ve sonrasında nefes alıp vermesine neden olan kasları da etkileyerek ölümüne neden olacaktı. O noktada artık hiçbir şeyin anlamsız olduğunu düşünse de çalışmalarına devam etti. Hastalığının olması gerekenden yavaş ilerlediğinin anlaşılmasının da etkisiyle tamamen teorik fiziğe odaklanmıştı. Ölümün hastalığı nedeniyle her an ensesinde olduğunu ve yaşadığı her anın kıymetini bildiği hayatını evrenin sırlarını çözmeye adamıştı. Yapılan çalışmaları daha da ileriye götürecek evrenin temel prensipleri ve kara delikler üzerinde çalıştı. İki yıl geçtiğinde ise normalde 60lı yaşlarda görülen hastalığın erken yaşlarda başlayan ve solunum sistemi kaslarının fazla etkilenmediği yavaş ilerleyen bir türüne yakalandığı anlaşıldı.

Evrenin çıkış kapısı olarak gördüğü karadelikleri araştırmaya devam eden Stephen Hawking kara deliklerin evrenin doğasını anlama açısından çok önemli olduğunu düşünüyordu. Kara deliklerin aslında göründükleri kadar kara olmadıklarını radyasyon yaymaları gerektiğini iddia etti. 1975 yılında yayınlanan makalesinde ışıma yoluyla kütle kaybettiğini bu şekilde yok olabileceklerini belirten bir makale yayınladı. Karadeliklerin yaydığı teorik radyasyona şu anda ”Hawking radyasyonu” adı veriliyor ve belki de bu çalışması kanıtlanması ölümünden sonra Nobel ödülü kazanmasına neden olacak.

Evrenin yapısı ile ilgili çalışmalarını ise aynı zamanda tanrının varlığını sorgulamak ve mantıklı bir sonuca ulaşmak için araç olarak kullanmayı amaçladı. Aynı durum tersi içinde geçerliydi. Tanrının varlığı ya da yokluğu durumunda oluşabilecek en mantıklı evren yapısını düşünerek teorilerini ve düşünce yapısını genişletmeye çalıştı. Sonuçta paralel evrenler varsa her alternatif durumun yaşandığı alternatif bir gerçeklikte olmalı. Büyük ihtimalle bunu düşünmüş olsa gerek.

”Tanrı, her şeye gücü yeten olarak evreni dilediği gibi başlatmış olabilir. Öyleyse tanrı evreni yine istediği gibi geliştirebilirdi. Gerçekte görünen o ki, evreni belli yasalara uyarak düzenli bir biçimde geliştirmeyi seçmiş. Şu hâlde ilk durumu yöneten yasaların da olduğunu varsaymak eşit ölçüde akla uygun olacaktır.” Zamanın kısa tarihinde söylediği bu sözler evrenin yapısını anlamak için ne kadar çok yönlü ve şüpheci bir yaklaşımla her şeyi hesaba katarak düşünmeye çalıştığını gösteriyordu. Ölmeden önceki son çalışması da yine kendisinin önemli katkılarda bulunup geliştirdiği çoklu evren teorisiyle ilgiliydi. Makalesinde evrenin daha önce öngörüldüğü gibi birbirinden çok farklı paralel evrenlerden oluşmamış olabileceğinden ve çoklu evrenlerin birbirinden küçük farklarla ayrılan alternatif yapılarda olabileceğinden bahsetmişti. Evrenin doğasını anlama konusundaki tutkusunu da yine şu sözlerle ifade etmişti; ”Bugün hala niye burada olduğumuza ve nereden geldiğimizi bilmeye özlem duyuyoruz. İnsanlığın bilgi için en derin arzusu, bu sürekli arayışımız için yeterli bir nedendir. Hedefimiz ise içinde yaşadığımız evreni en azından eksiksizce betimlemektir.”

Uzayın zaman kavramı ile birlikte bir bütünü oluşturduğunu kabul etmemiz gerektiğini ve evreni oluşturan bu iki kavramın birbirinden ayrı olarak düşünülemeyeceğini savunmaktaydı. Uzayın zamanı bükmesi nedeniyle dünya dört boyutlu uzay zamanda düz bir yörünge izlemesine karşın bize üç boyutlu uzayda dairesel bir yörünge izliyormuş gibi gözüktüğünü belirtmişti.

Her eserinde ne kadar saygı duyduğunu belirttiği fiziğin temellerini atan bilim adamı Isaac Newton’un kütle çekimi ve bunu daha da ileri götürerek kuantum fiziğinin kapılarını aralayan Albert Einstein’ın genel görelilik kuramlarının ikisinin de doğru olduğunu ama kuantum mekaniğine uygulanamadıkları için eksik olduklarını düşünüyordu.

İki kuramın birleştirilmesinin gerekliliğini bir görev olarak görmüş ve önemini şu şekilde ifade etmişti; ”Genel görelilik kuramı kütlesel çekim kuvvetini ve evrenin büyük ölçekteki yapısını tanecik mekaniği ise bir santimetrenin bin milyarda biri kadar küçük ölçekteki olaylarla uğraşır. Günümüz fiziğinin zor görevlerinden biri bu iki kuramı içine alacak yeni bir kuram olan ‘’çekimin taneciği kuramı’’ arayışıdır.”

Son dönem ise uzaylıların dünyaya gelebilecek teknolojiye sahip olmaları durumunda işimizin hiçte kolay olmayacağını ve Kolomb’un Amerika’yı keşfi sonrası yerlilerin yaşadıklarını yaşayabileceğimizi belirtmişti. Bu yüzden sürekli kendimizi geliştirmemiz gerektiğini ve gelişimin yere değil göklere bakarak sağlanabileceğine inanıyordu. Onun için insanlığın devamını sağlayabilmenin anahtarı evreni anlamaktan ve insanlığın uzayı keşfetmesinden geçiyordu. Günümüzde bu konuda aynı şekilde düşünen başka bir dahi bilim adamının daha olması ne kadar haklı olabileceklerini gösteriyor.

Stephen Hawking 14 Mart 2018 tarihinde hayata gözlerini yumdu. Bilim adına önemi ise ölüm gününün Einstein’ın doğum günü olmasıydı. Başarılar ve zorluklarla iç içe hayatında kendisinden sonraki bilim adamlarına bıraktığı en önemli miraslar ise belki de Einstein’dan sonra köprü görevi gördüğü her şeyin teorisini bulmak ve çalışmalarının kanıtlanması ile ona ölümünden sonra bir Nobel ödülü kazandırmak. Kim bilir belki de bir gün çoklu evren teorisi kanıtlanırsa içinde bulunduğumuz evrene onun adı bile verilebilir.

Kaynaklar:
zamanın kısa tarihi – stephen Hawking
zamanın daha kısa tarihi – stephen Hawking
evrimagacı.org

Hazırlayan: justsin

11. SAYI

HOMOJENOku

İndir




Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*