Kafede gizlice bakıştığım boncuk gözlü adam!

Umudumu kaybetmedim. Ama…
Artık gibi hissettiğim bu diyarlardan, gerçekten bıktım artık…
Yorgunum, yoruldum. Hissettiğim hiç bir şey için bedel ödemek istemiyorum.

Hazırlayan: gobibearr

 

Sabah aceleyle çıkmıştım evden. Neon sarı pantolonumu çektim üzerime, bir de kazak. Minibüse bindim. Herkes gibi insandım yine. Yol ücretini sivil olarak ödedim, durağımda indim. Herkesin yaptığı gibi, ben de pastanenin birinden kahvaltı etmek için poğaça aldım. Parayı pastane görevlisine uzatırken de sıradandım, insandım. İş yerime gittim. Bir insan olarak oturdum masama, çalıştım gün boyu. Akşam haberleştiğimiz üzere, arkadaşımla Starbucks’ta buluşacaktık. Ofisten çıktım ve alışveriş merkezine doğru yola koyuldum. Gözlerinin içine bakıyordum insanların, yabancı gözlerine inat. Ben mekana vardığım zaman, arkadaşım çoktan oradaydı. “Selam.” dedim usulca. Karşılık aldım ve masaya yöneldim. Sandalyeyi çektiğim anda, göz göze geldim o adamla, sonra oturdum. İçeriye girişimi ve masaya kadar yürüyüşümü izlemiş olmalıydı. Bakış değildi sadece bu, düşünceliydi duruşu. Gözlerinin içine baktım, devirdi gözlerini. Biz bizi biliriz, hep bilirdik, bilirsiniz. Bu şehrin tüm insanları gibi o da kaçırmıştı bakışlarını, toplumun çelişkili bakış açılarından mütevellit.

Ben de özledim Nejdet abi, ben de özledim Selim’i…

Arkadaşımla muhabbet koyuydu; ama aklımı alan paşa, arkadaşları ile konuşurken, ben de kulağımı arkadaşıma verip, gizlice gezdiriyordum bakışlarımı onun o güzel yüzünde. Ne hoş gülümsüyordu. Sakalı ve endamı yüz hatlarının, insanı düşünmeye itiyordu. Oradaydım sanki; ama bilemiyordum neredeydi aklım. Hem gizlice bakıyordum, hem de hissetsin istiyordum onu süzdüğümü. Güzele bakmak sevaptı, ama Tanrı’nın cahil kulları, Tanrı’nın varlığımı değilde, eylemimi yargılayacağını unutup, baktığım güzelin cinsiyetini sorgulatmıştı yine. Biraz bana, ama en çok da ona. Benim baktığımı anlıyordu, bakıp bakmadığımı da hissetmek istercesine kaydırıp gözlerini benden yana, başka yöne bakar gibi yapıyordu. Utanmıyordu. Bu adam sadece korkuyordu. Anlatsan anlamazlar aslında. Bakışlarını masum bulmazlar. Erkeksen, erkeği ne niyetle keseceksin. Gay isen, sen yalnızca seks derdindesin ya onlara göre. Ben aynı niyetle güzel bir kıza baksam, anlayışlı olunur belki ama kendim gibi birine bakıyorsam sapıtmış oluyorum işte. Hoş, yalan da değil, döndüm dedim ki kendime, “baksana şu boncuk gözlere.” Sapıtmamak ne mümkün? Seks düşünecek hal mi kaldı? Bakmakla doymalıydım; ama bakmaya doyamadım. O bakmamdan endieşelenmedi ya da rahatsız olmadı, bakamamaktan hüzünlendi adeta. Bir sırdı bu derinlerde. Biz orada, toplum çizgilerimizin, maskelerimizin arkasında, toplumun bizi ittiği, sıkıştırdığı kara duvarların ötesinde iken, beyinlerimiz, gözlerimiz sayesinde buluştu bir anda. Konuştu. Dedik ki birbirimize, “bakma bana, yasak bize, bunları düşünmek bile yasak bu diyarlarda.”

Bak Nejdet abi ne çok sevmişti Selim’i, aldılar elinden. Üstelik güvenip de derdini anlattığı ailesi, soğuttu onu hayattan, ne ailesini kendi seçmişti, ne de cinsel kimliğini. Anlamadılar, onu dinlemediler, önemsemediler. Sadece onların oğlu olduğu için sevmeyi beceremediler.

Çünkü riyakârdı toplum. Nefret ettiği şeyi ekranda görünce, hazmetmeye meyilli, dostunda görünce, eğlenceye dirayetli hale getiriyordu kendini. Zira geçmişinde transeksüel bir kadını hazmetmesi, yıllarını alan bir toplumken, şimdi fenomenlerini takip etmekte binbir yanlışlık abidesinin. Eşcinselliğin kafalardaki yansımasını vurgulayan tiplerle dolu magazin camiası… Bu toplum, eşcinselleri, feminen tavırlar sergileyen insanlardan ibaret sanmaya yüz tutmuş . Ünlü olunca sorun değil, ama mahallenin gönlünü kazanmış, herkesin yürekten güvendiği Nejdet abi, yıllardır saklıyor en derindeki hislerini; güvenenlere güvenemiyor yani. Komşu kızına hayırlı bir iş için götürüldüğünde ailesi tarafından, veremediği tepki, söyleyemedikleri, eritiyor içini, yaşı da geldi hani, ailesi her şey gibi bunu da bilir çünkü.
Kafedeki boncuk gözlüye döktüm bakışlarımla içimi, korkuyorduk ya ikimiz de. Nejdet abi de öyle, o da hala mutsuz, bu kadar mutlu olmaya hazırken üstelik. Olası nefretlerden korkmuşuz. Sokakta kendisi olduğu için aşağılanan yürekli feminen eşcinsel dostum ile eşcinselliğe doğru olmayan basmakalıp bir görsellik oturtan, bu balon ünlüleri görünce, çoğalıyor öfkem. Kimlikleri ya da tavırları değil sorunum. Karakter gibi sunulan karaktersizlikleri…
Üzülme be güzel gözlüm, sen de üzülme Nejdet abi… Selim gülümsüyordur, görüyordur bizi.

Toplum ise izliyor, eleştiriyor, yargılıyor. Hakaretler yağdırıyor, ama ünlülere gülüyor, onlarla eğleniyor. Hayır anlamıyorum n’oluyor?

Hoşlarına bu gidiyor, olan bu! Onların dünyasında kabul görmeyen şeyleri, kabul etmedikleri insanların gözlerinin önünde, eğlence olarak kullanıyorlar. Bunları görmek canımı yakıyor artık. Erkeklerin, karşısında edilgen bir cinsel kimlik olmalarına dayanarak, bunca yıldır ezdiği kadınların, bir erkeğin kadınsı tavırları (o da ne demekse, sonuçta kadına ait olduğu vurgusu bir eylemin toplum tarafından böyle tanımlanmış olmasından kaynaklanıyor) olmasını, bu kadar aşağıladığını izlemekten de gına geldi. Cesurca çevremde o ünlüleri kabul edip, onlarla eğlenenlerin, ardındaki art niyetliliği, bir de , “iğrenç buluyorum” diyecek kadar nefret edenleri görünce, korkuyorum.

Üzülme Nejdet abi, Selim hep sevdi seni, ailesinin baskısına senin gibi dayanamadığı için, canına kastetti. İyi olacağız abi, derdin derdimdir. Bizim şu ortamda destek olmayı beceremeyenler yerine, birbirimizi bulmamız, bulup da güvenle sarılmamız da Allah’ın işi değil mi?

Sanılmasın ki Nejdet abi, ben ya da boncuk gözlüm kimliğimizden korkuyoruz! Biz bu toplumun, ünlü olunca baştacı edip yücelttiği ya da öyle gösterdiği eşcinselleri, sokakta yani gerçek hayatta aşağılamaktan, nefret etmekten keyif alacak kadar riyakâr olmasından korkuyoruz!
Dedim ya, hoşlarına bu gidiyor çünkü…
Yoruldum, sıkıldım, hatta bıktım artık…
Bizde yanlış bir şey yok ki? Ben ben olduğum için niye yanlış olayım ki? Sırata kadar sabret hele… Anlarız, nefret mi kazanacak, yoksa sevgi mi?
Ne eğlencesi olmalıyız bu toplumun, ne de nefreti.
Ben o boncuk gözlümle bakıştığım yerde, yaşıyorum kimliğimi, korkular içinde bile hissettiklerimdir beni ben yapan. Paha biçilemez masum duygularla.
Bunu yok edemezsiniz işte!
Onların cehaleti, bizim mutsuzluğumuz olacaksa, biz böyle cehaletten elbette kimliklerimizi gizleriz.

Sen de üzülme artık Nejdet abi… Güçlü olacağız! Sevgi için…

“Ya sana bir sır vereceğim aslında ben heteroseksüelim.” diyor mu hiç kimse?
Bir gün sır vermemiz gerekmediğinde, belki topluma yeniden güveniriz!
Bir eşcinselin öğrenmesi gereken en önemli derslerden biri şudur: Özgürlük pahalıdır. Bedel ödemeden, asla hak ettiğimiz hayatı elde edemeyeceğiz.
Olduğumuz kişi için nefret edilmiş olmaktan korkmama hakkımız olmalı!
Boncuk gözlüye gidip “selam tanışabilir miyiz” diyebilecek kadar özgür olma hakkım olmalı!
Nejdet abinin görücü usulüyle Leyla ablayla buluşmak zorunda kalmama hakkı olmalı!
Selim’in yaşama hakkı olmalı! Bizim de kabul gören ünlü eşcinseller kadar değerimiz olmalı!
Öfkeliyim evet; ama bizden nefret edenlere, her şeye rağmen sevgiyi öğretecek eşcinsellerle dolu olduğunu biliyorum bu dünyanın…
Tam da bu yüzden… UMUDUMU KAYBETMEDİM.

7. SAYI

HOMOJENOku

İndir




Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*